Bu Blogda Ara

5 Ocak 2019 Cumartesi

Türkiye'nin Esas Kaybı!

TUIK in açıkladığı enflasyon rakamları ile ilgili bir makaleye rastladım. http://t24.com.tr/haber/tuik-enflasyonu-boyle-dusuruyormus,790589 . Burada değişik yöntemlerle
rakamın düşük hesaplandığı ile ilgili iddialar var. Sonra başka veri var mı diye internette araştırma yaptım. Karşıma Prof. Steve Hanke nn bir tweeti https://twitter.com/steve_hanke/status/1081321877975519232
ve konu bu tweete konu gazete haberleri çıktı.


Bu haberler, iddialar ve makaleler ile ilgili tarafların savunmaları ve söyleyecek sözleri mutlaka vardır. Herkes kendisi açısından savunmasını yapabilir.
Ama esas kırılma noktası şu: Türkiye'de insanların tercihi bir şeyleri tartışmak, iyileştirmek, daha güzele götürmek için çaba sarf etmek, doğruya birlikte gitmek şeklinde değil de ülkeyi terk etmek şeklinde tezahür ediyor. Bu terk edişle ilgili çok can acıtıcı onlarca makale ve veri çok yakın zamanlarda açıklandı ve açıklanmaya, yazılmaya devam ediyor. Bunlardan biri New York Times haberi http://www.paraanaliz.com/2019/ekonomi/new-york-times-turkiyeden-gocu-inceledi-yikim-oncesi-ulkelerde-gorulen-durum-29226/
diğeri de
https://tr.euronews.com/2019/01/03/turkiye-nin-unlu-zenginleri-malta-vatandasligina-geciyor-listenin-basinda-sabancilar-var

Yani en zeki ve eğitimliler ile en başarılı iş adamları ülkeyi terk ediyor ve biz geride kalanlar bunu sadece seyrediyoruz. Bunlar aslında yüzlerce yıllık esas sermayemiz. Bugün düğmeye bassak yerine geri koyması 30-40 yıl.  Borcumuz varmış para bulunur ama ya bunlar ?

Sonra kendi kendime ülke olarak bu kayıp neden gözümüze gelmiyor diye düşündüm. Bu değerlerin kaybı memleket adına zulüm değil miydi?
Nurettin Topçu der ki:
"Zulmü nefretle karşılayıp onu her zaman suçlayanlar, zulme uğrayanlardır. Zulmü yapanla zulme uğrayanın dışında kalanlar, ellerine fırsat geçince kendilerinin de zulüm yapma heveslerini içlerinde taşıdıkları için, zulmün kullandığı kuvvete çok defa hayran olurlar.”

Bunların gitmemesini temin biz geride kalanların üzerine borç değil mi?
Neden üzerimize düşen bu burcu ödeyemiyoruz. TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik'in geçtiğimiz günlerde Aziz Nesin'den ödünç alarak dedi ki
“İnsan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur”
yani bu değerler göçüp gidiyor biz susuyoruz.

Bu kadar göç aklıma İbni Haldun'u getirdi.

Bir toplumun çöküşünün belirtileri, İbn-i Haldun'a göre.
- Toplumda dayanışmanın yok olması
- Üretimin zayıflaması
- Fiyat ve vergilerin artması
- Liyakatin kaybolması
- Adaletsizliğin ve kayırmacılığın artması
- Umutların kırılması, karamsarlığın hâkim olması
- Göçün hızlanması

1 Ocak 2019 Salı

Bu Gidişat Nereye?

Ciğerimi en çok yakan konulardan biri ile başlayayım. Beyin göçü.
Türkiye beyin göçü ile şimdi başlasa  önümüzdeki 20-30 yıl geri döndüremeyeceği bir değeri kaybediyor.
Hem de tam tersine beyin göçü için devlet kesenin ağzını açmış iken.
Halk olarak da günlük bile denemeyecek şeylere konsantre olmaktan bu gerçeği göremiyoruz ya da görebilecek olanlar zaten gitti.
Türkiye’den göç yüzde 42,5 arttı [1,2] ve  artarak devam ediyor. Bunun ekonomik karşılığı ülkemizin ihracatından çok daha fazla. Sosyolojik ve  prestij karşılığını varın siz ölçün

Diğer bir konu da Erkin Şahinöz'ün makalesinde[3] belirttiği gibi Eldeki verilere bakınca; “betona yaslanmış”, “nitelik” değil “nicelik” üzerine yerleştirilmeye çalışılmış, “hukuk” ile “adalet” arasındaki bağı kopuk,temel özgürlüklere çoktan mühür vurulmuş bir paradigmanın iflas ettiğini görüyor insan. Tam da Ralph Keyes'in dediği gibi yalanların hesabı görülüyor, bedelini hakikat ödüyor. Söyledikleriniz ya da söyle(ye)medikleriniz bir süre sonra kimliğiniz olur. Bunun gözlemlendiği ve nabza göre şerbet verenler ile “gerçeği” söyleyebilmek için “doğru” zamanı kollayanların aydın olarak ortada olduğu toplumların gidişatı nereyedir acaba?
Vitrinde yer bulabilenlerin “ölülerin mezarda ne yaptığını” konuştuğu, yanlış olanı eleştirmemek, doğru olanı öne çıkarmamak şeklinde devam eden bir toplumsal ahlak
toplumları nereye götürür?
Gidişat ile ilgili zaman zaman toplumun çeşitli kesimlerinden de uyarılar gelmekte.
TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik'in geçtiğimiz günlerdeki “İnsan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur” şeklindeki beyanı bunun kanıtı.[4]

Bu uyarıların devamı olarak usulünce ve dikkatli konuşan ekonomistlerden biri olan Mahfi Eğilmez yeni yılın ilk gününde 2019 ile tahminler paylaştı [5]. Rakamlar gidişatın iyi olmadığını söylüyor. Atilla Yeşilada seçim sonrası IMF ye muhtaç kalacağımızı [6] söylüyor. Bahçeşehir üniversitesinden Prof. Seyfettin Gürsel "Türkiye ekonomisi bilinmeyen denizlere dümen kırdı" [7] diyor. Erkin Şahinöz "Sel ile gelen, yel ile gider." [8] diyor. Dünyanın en iyi 10 ekonomistinden biri olarak gösterilen ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Daron Acemoğlu da "negatif gidiş durdurulamaz" [9] ve "demokrasi olmazsa olmaz" [10] diyorken Türkiye demokrasi endeksinde geriliyor.

Benzer şekilde

Hukukun üstünlüğü endeksinde 113 te 101.

İnsani gelişmişlik endeksinde 189 ülke arasında 64.

İnsan sermayesi endeksinde 157 ülke arasında 53.

Yolsuzluk endeksinde 180 ülke arasında 81.

Makalelere atıf sayısında ise 239 ülke arasında 167.

BM, Türk ekonomisini dünyanın birinci sırada en kırılgan ekonomisi olarak ilan ediyor.

Küresel İş İdaresi Konseyine göre, Türkiye 2005 yılında dünyada yatırım yapılabilir 25 ülke içinde 13 sırada iken, son yıllarda bu 25 ülke içine giremedi.

Bütçe şeffaflığı sıralamasında , 102 ülke içinde 58 sıradayız. Yani Ortanın altındayız.

2018 yılı küresel rekabetçilik endeksinde 140 ülke arasında 61.

Küresel İnovasyon Endeksinde 126 ülke arasında 50.

PISA testinde 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapılan testin sonuçlarında Türkiye okuduğunu anlamada 50. sırada yer alırken matematikte 49, fende ise 52. olmuştu.

Türkiye, teknolojik gelişmişlik açısından 82 ülke baz alınarak yapılan araştırmada, 49’uncu olurken, inovasyon, Ar-Ge ve patent gibi konularda listeye giremediği görüldü. [12]


Peki bunlar olurken insanlar neden saatlik veya günlük gündemler dışındaki konulara ilgi göstermiyor. Bunun cevabını da Bülent Eczacıbaşı vermiş. "Sivil toplumun şu anda sessiz olmasının nedeni siyasî ortam. Bu ortamın değişmesini bekleyerek de pek birşey olmayacak. Bu tür ortamlarda sivil toplumun etkili olabilmesi için daha net bir tavır koyup risk almaya değecek değerler aramak lâzım" [13]

Sanırım bunun bir sebebi de insanların din ile ahlak ilkelerini birbirlerinden ayırmış olmaları. Toplumumuz Hz. Ömer’in özel işini yaparken kendi mumunu yakması, “beytülmale el uzatılmaması”, Fatih’in yoksul bir kadın tarafından kadıya şikâyet edilip yargılattırılması gibi
muhteşem bir ahlak ortamını yaşamak ve yaşatmak değil sadece anlatmak ve hikaye etmek istiyor. Bunları yaşamak istemiyor. Bunlarla böbürlenmek ama işine de bildiği veya nefsine hoş geldiği şekilde devam etmek istiyor. Dini de yaşayanlar sadece ritüel seviyesinde veya taklit seviyesinde yaşamakla yetiniyor.

İyiliği emir ve kötülükten nehiy vazifesi, müslümanlar üzerine bir farzdır.Ayrıca "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten. 1I- Nesaî iman 17 İbn Mâce, Fiten, 20). hadisi şerifi de bir kötülük görülürse ne yapılması gerektiğini söylüyor.
Herhangi bir yerdeki bir yanlışlığı görmezden gelmek ile hele bizden ise görmemek dine tamamen ters.

Son söz olarak da unutmayalım "Adalet Mülkün Temelidir" ve biz Hukukun üstünlüğü endeksinde 113 ülke arasında 101. yani sondan 12. sıradayız.



Refereanslar:

1-https://lnkd.in/dRr9vUX
2-https://lnkd.in/dceFkxg
3-http://erkinsahinoz.com/2018/12/30/yasayan-oluler/
4-https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/tusiad-baskani-bilecikten-kriz-aciklamasi-2781765/
5-https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201901011036887463-mahfi-egilmez-turkiye-imf-dolar-kuru/
6-https://www.youtube.com/watch?v=sWLiTQvfmYU
7-https://t24.com.tr/yazarlar/seyfettin-gursel/turkiye-ekonomisi-bilinmeyen-denizlere-dumen-kirdi,20815
8-http://erkinsahinoz.com/blog/
9-https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201806151033873122-daron-acemoglu-turkiye-ekonomi/
10-https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/daron-acemoglu-turkiyeyi-krizden-demokrasi-cikarir-2602707/
11-http://www.karar.com/dunya-haberleri/demokrasinin-dususu-suruyor-743524
12-http://ertugrulakbas.blogspot.com/2018/12/kendi-ayagmza-sktk.html
13-İşim Gücüm Budur Benim: İş İnsanının Yeni Sorumlulukları

22 Aralık 2018 Cumartesi

Kendi Ayağımıza Sıktık

Toplum olarak kendi elimizle oluşturduğumuz yaşadığımız ortam,kültürün değişik sıralamalarına örnek olarak aşağıdaki veriler var.

Hukukun üstünlüğü endeksinde 113 te 101.

İnsani gelişmişlik endeksinde 189 ülke arasında 64.

İnsan sermayesi endeksinde 157 ülke arasında 53.

Yolsuzluk endeksinde 180 ülke arasında 81.

Makalelere atıf sayısında ise 239 ülke arasında 167.

BM, Türk ekonomisini dünyanın birinci sırada en kırılgan ekonomisi olarak ilan ediyor.

Küresel İş İdaresi Konseyine göre, Türkiye 2005 yılında dünyada yatırım yapılabilir 25 ülke içinde 13 sırada iken, son yıllarda bu 25 ülke içine giremedi.

Bütçe şeffaflığı sıralamasında , 102 ülke içinde 58 sıradayız. Yani Ortanın altındayız. [1]

 Dünya Enerji Sıralamasında 44.

2018 yılı küresel rekabetçilik endeksinde 140 ülke arasında 61.

Küresel İnovasyon Endeksinde 126 ülke arasında 50.

PISA testinde 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapılan testin sonuçlarında Türkiye okuduğunu anlamada 50. sırada yer alırken matematikte 49, fende ise 52. olmuştu.

Türkiye, teknolojik gelişmişlik açısından 82 ülke baz alınarak yapılan araştırmada, 49’uncu olurken, inovasyon, Ar-Ge ve patent gibi konularda listeye giremediği görüldü. [2]

Ülkelerin araştırma geliştirme harcamaları, patent sayıları, bilgi-yoğun endüstrilerinin kapsamı gibi 80 gösterge üzerinden değerlendirildirmeye tabi tutulduğu listede geçen yıl birinci sırada yer alan İsviçre, bu yıl da liderliğini korudu.  Türkiye ise geçen yıl 43. sırada bulunduğu listede 50. sırayı aldı. [3]

Türkiye, patent üretiminde her ne kadar ilk 25 içerisinde yer alsa da tıpkı dünya bilimine katkıda olduğu gibi, ilk 10 ülke dünya biliminin ve dünya patent sayısının yüzde 90’nını üretiyor!.. [4]


Yukarıdaki endekslere yenileri eklenebileceği gibi itiraz da edebiliriz. Mesela savunma sanayinde pek çok ürün ürettik diye. Ama demek ki elin oğlu daha fazla üretiyor ki sıraladığımız zaman bizi geçiyor. Onun için kıyas önemli. Kendimizi, kendimizin 30 yıl önceki hali ile kıyaslarsak kendimizi dev aynasında görebiliriz. Ama dünya ile kıyaslayınca durum yukarıdaki gibi.

Her şeyi siyasetten beklemek çok yanlış. Bu ortam oluşurken, ortama katkı verecek veya en azından yanlışa yanlış demeyecek şekilde ticaretine devam eden, işine gidip gelip maaşını alan, memuriyetine devam eden, yorumlarla bu ortamın oluşmasına katkı sunanlar olarak sonradan biz aslında böyle olmasını istemedik demek ne kadar samimi ve hatta ahlaki?

Erol Bilecik TUSİAD Başkanı; "İnsan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur" diyor.

İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir, bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.//Hz. Ali

"İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki o yıllarda yalancılar tasdik edilecek, doğru söyleyenler ise yalanlanacak. Keza o yıllarda haine itimat edilecek, emin (güvenilir) kimseye hainsin denilecek."  İbni Mace, Fiten 24

Hatalı işlere karşı susmak yasaktır. O zaman konuşmak ibâdet sayılır.// Dr.Münir Derman (k.s.)

“Kimin eteğini öptünüz de ağzınız lezzet buldu?

Kimin ayağına kapandınız da başınız göğe erdi? Dudaklarınız tuzlu tuzlu çuhalara yapıştıkça şeker mi peyda oluyor?

Yüzünüz terli terli sahtiyanlara (kunduralara) dokundukça burnunuza mis kokusu mu geliyor?...” //Namık Kemal

Referanslar

1-https://www.yenicaggazetesi.com.tr/turkiye-nin-dunyadaki-yeri-44494yy.htm

2- http://www.gazetevatan.com/turkiye-82-ulke-arasinda--1174487-teknoloji/

3-https://www.bloomberght.com/haberler/haber/2137813-en-yenilikci-ekonomiler-siralamasinda-turkiye-7-sira-geriledi

4-http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/abbas-guclu/abd-ve-cin-in-patent-yarisi--2632765/

17 Aralık 2018 Pazartesi

İnsan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur

Erol Bilecik TUSİAD Başkanı; "İnsan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur"

İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir, bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.//Hz. Ali "İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki o yıllarda yalancılar tasdik edilecek, doğru söyleyenler ise yalanlanacak. Keza o yıllarda haine itimat edilecek, emin (güvenilir) kimseye hainsin denilecek." İbni Mace, Fiten 24 Hatalı işlere karşı susmak yasaktır. O zaman konuşmak ibâdet sayılır.// Dr.Münir Derman (k.s.) “Kimin eteğini öptünüz de ağzınız lezzet buldu? Kimin ayağına kapandınız da başınız göğe erdi? Dudaklarınız tuzlu tuzlu çuhalara yapıştıkça şeker mi peyda oluyor? Yüzünüz terli terli sahtiyanlara (kunduralara) dokundukça burnunuza mis kokusu mu geliyor?...” //Namık Kemal

9 Aralık 2018 Pazar

AR-GE'de Öze Dönüş


Yerli ürünlerin en büyük sorunu güven.
Yerli üreticiler konjektör, ilişkiler, yerli milli, milli duyguları kullanarak ürün satıyor ama daha sonra ürün satıcıların anlattığı işlevi görmüyor.
Kullanıcılar da konjektör, ilişkiler, yerli milli, milli duygular ışığında ürün aldıktan sonra istediği performansı almasa bile, bunun üzerine gitmiyor. Şimdi bu ürünü niye aldın o zamanlar denmesin, arkasında bir dayısı vardır, binlerce referansı var bir şey söylesem başıma iş açarım (kendi değerlendirmesinin ceremesi, eksikliği veya uzak durması). Dolayısı ile son kullanıcılar sustukça ahlaksız yerli üreticiler yerine bütün yerli üreticiler zan altında kalıyor.
Ülkemizde hâlâ yaygın olarak AR-GE işinin “GE” kısmı ağırlıklı ve “ar” kısmı olmayan argede elde edilecek katma değer görece küçük oluyor.
AR-GE bir kültür işi. Para olmadan olmadığı gibi olsa da kültür yoksa yine olmuyor. Kişi başı geliri 63.000 $ olan dünya sıralamasında 7. Durumda olan Danimarka para pul derdi olmamasına rağmen bu işin bir kültür işi olduğunu bildiği için Silikon vadisine büyükelçi atadı ve Start-up ları ABD ye yönlendiriyor.
Kültür olmayınca Biz yetiştiriyoruz, ellere yar oluyor - http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/gungor-uras/genclerimiz-abd-icin-ar-ge-yapiyor-544970/
AR-GE faaliyetlerimizin sonucunda vardığımız nokta. Einstain in ünlü sözü “Aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklememek lazım”
Türkiye Ar-Ge yatırımlarını ne ürüne, ne de ihracata dönüştürebiliyor - https://www.dunya.com/sektorler/teknoloji/turkiye-ar-ge-yatirimlarini-ne-urune-ne-de-ihracata-donusturebiliyor-haberi-360958
Türkiye’de, her milyar Dolarlık Ar-Ge harcaması başına düşen ortalama patent başvurusu 327 iken ,  yüksek teknolojili ürün ihracatı 0,2 milyar $'dır. Bu rakamların Amerika için 1350 patent ve 0,5 milyar $, Güney Kore için 3503 patent ve 2,2 milyar $ olduğu düşünüldüğünde  Türkiye'nin Ar-Ge harcamasının yanında nitelikli Ar-Ge harcamasına yönelmesi gerektiği söylenebilir.
Devlet dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan teşvikler veriliyor. Son yıllarda AR-GE harcamaları 20 milyar TL ye yaklaştı ama sonuç üretemiyoruz.  
On binlerce AR-GE desteği alan (AR-GE şirketi), yüzbinlerce AR-GE personelinin neden biz işimizde başarısızız, o zaman bu kaynağı kıt olan milletimizin kaynaklarını nasıl kullanırız ahlakına sahip (veya kanunlar zorla yaptıracak) düşünecek, yapacak, uygulayacak insanlar lazım. Şimdiki durum ortada. Ben bunu son 3 yılda linkedin de onlarca post ile 5000 + takipçim ile ölçmeye çalıştım. İstatistiksel olarak bakıldığında kimse tınmıyor.
Herkes aynı tarz AR-GE imsi işleri yapıp AR-GE teşviklerini aynı şekilde almak için sırada bekler gibi (Bir nevi düzene ortak olmak gibi) görmezden ve duymazdan geliyor.
Şu anki düzene alışmış yüzbinlerce AR-GE personeli varken on binlerce işini gereği gibi yapabilecek AR-GE personelini ve yüzlerce AR-GE şirketini sisteme eklesek sistem değişir mi?  
Mevcut sistemi değiştirmeye çalışmak yerine nemelazımcılığın nasıl bir çıktısı olacağını görmek için Kanunî Sultan Süleyman ile Yahya Efendi arasında geçen olay ışık tutabilir.
Kanunî Sultan Süleyman devletin akıbetini düşünür; günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye. Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu Yahya Efendi’ye gönderir.
Mektupta “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğullarının akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı?” der.
Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır; “Neme lazım be Sultanım!”
Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan Süleyman buna herhangi bir mana veremez.
“Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir mana mı vardır?” diye düşünür.
Nihayet kalkar Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir ve der ki:
- Yahya Efendi mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, sorumu ciddiye al. 
Yahya Efendi şöyle bir bakar:
- Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça arz ettim.
- İyi ama ben bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “Neme lazım be Sultanım” demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi.
Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar:
- Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olursa, işitenlerde ‘neme lazım’ deyip uzaklaşırsa, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yerse, bilenler de bunu söylemeyip susarsa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa, bunu da taşlardan başka kimse işitmezse, işte o zaman devletin sonu görünür. 
Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir.

Peki, yapmamız gerekler neler?

  • Öncelikle dünya ile rekabet edebilir bir eğitim
  • Adil rekabet ortamı
  • Başarıyı ödüllendirmek
  • Yapamayanı elemek
  • Yalancıyı cezalandırmak
  • Düşüp bayılacak kadar çok çalışmak – ABD de AR-GE de çalışanların bildiği gibi
  • Kayırmamak
  • Ölçmek ve kıyaslamak
  • İşi ehline vermek
  • Gerçek problemlerle uğraşmak
  • Hiçbir şeyi devletten beklememek
  • Devleti bütün bu süreçten uzaklaştırıp tamamen özel sektöre devretmek. Kendi parasını harcayan hesap sorar.
  • Doğru alanda AR-GE yapmak
  • Eleştirel düşünen insanlar yetiştirebilmek. Bu bir kültür sorunu
  • İşleri dağıtabilmek
  • "Evrensel olmayan milli olamaz". Kaidesince ürün geliştirilmeli.
  • Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar deyimini AR-GE hayatımızdan çıkarmak (keşke her yerden çıkarabilsek)
  • Konuşmaya değil sonuca bakmak. Bal bal demekle dil tatlanmaz gibi.
  • Devletin sadece bu iş neden tutmuyor diye dertlenmesi, bu işin delisi olan/olacak insanları bulup yukarıdaki şartlara uygun ekosistemin kurulmasına gözlemcilik etmesi lazım




Uygarlığın gerçek ölçüsü; ne nüfus çokluğu, ne kentlerin büyüklüğü, ne de üretim bolluğudur. Gerçek ölçü, ülkenin yetiştirdiği insanların nitelikleridir. Ralph Emerson

Her şeyi "çoklamaya" çalışmamızın temel dertlerimizden biri olduğunu düşünüyorum. Sayılar, skorlar hep çok önemli. Daha çok müşteri, daha çok kazanç, daha çok arkadaş, daha çok ilişki, daha çok alkış, daha çok mülkiyet, daha çok fikir, daha çok ürün, daha çok fotoğraf, daha çok diploma, daha çok Ar-Ge merkezi, daha çok beğeni, daha çok yayın, daha çok dinleyici, daha çok çok girişimci, daha çok konferans... Niceliğe odaklandıkça nitelik azalıyor. Skor arttıkça başarılı olduğumuzu sanıyoruz, çünkü daha görünür oluyor, görünür olan takdir görüyor. Ama daha çok olması daha anlamlı olmasını getirmiyor. Daha çok değer yaratacağını garanti etmiyor. Daha az, ama daha kaliteli, daha derinlikli olanlara, sadece "çoklamayı" değil, "derinleşmeyi" hedefleyenlere ihtiyacımız var belki de. //Umut Ekinci

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; ülkemizde gençler birlikte başarmaya alışık değiller ve teknolojiyi tüketiyorlar. Ama biz muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak istiyorsak teknolojiyi üreten ve birlikte başarmayı bilen bir nesil yetiştirmek zorundayız. Erhan Erkut

20 Ekim 2018 Cumartesi

Görebildiklerim ve Göremediklerim -1




Bilginin ve ahlakın (etik tarafta kalmanın) değerli olduğu toplumlar, değersiz olduğu toplumlar ve etkisinin çok az olduğu toplumlar vardır. Bu toplumların ürün, hizmet alımı ve karar verme mekanizmasında görülebilir. En basitinden etrafındakilerden kopya mı çekiyor? Kendi mi karar veriyor?




Bunu bazı toplumlarda ta ilkokuldan itibaren görürüz. Bilmeyen yanındakinden kopya çeker
Bu aslında ahlaki bir probleme de işaret eder.
Ben bunu öğrenciliğimde yaşamıştım, Amerikan sisteminde en azından iyi üniversiteler kalem defter açık ve çok uzun süreli ve başında belletmeyen bile olmayan şekilde sınav yapabilirken bilginin değil de notun (!) değerli olduğu toplumlarda durum tam tersidir.
Ben bunu hala kendi evimde yaşıyorum. Oğlum iyi bir liseye yerleşti ve bazı sınav akşamlarında eve ağlamış geliyor. Dediği “insanlar nasıl kopya çekebilir bu kul hakkı değil mi? Ben böyle dediğimde de arkadaşlarım benle dalga geçiyor.”
Şu anda rektörlük yapan bir hocam anlatmıştı
Sömürge zamanında İngilizler Hintlilerin işe yarar bir şey öğrenmesini engellemek için ellerinden geleni yapar ve işe yarar İngiliz veya dünya kitaplarını okumak için Hintlilerin kurduğu fotokopi atölyelerini basar, bu atölyelerin basılması için de Hint hükümetine baskı yaparlarmış. Hint hükümeti de bu fotokopi atölyelerini basmadan önce atölyeye haber uçurur, makinaların kaçmasını sağlar sonra da atölyeyi basarmış. Yani topyekûn kalkınma için hedef, amaç, uzak görüşlülük, gönül birlikteliği devlet, millet ve bindir farklı etnik ve dini grubun bir araya gelmesine güzel bir örnek ve bugünkü Hindistan ile 15 Ağustos 1947 de sömürgeden kurtulan Hindistan’ı karşılaştırmak için iyi bir örnek.
Toplumlar kendi kaderlerini kendileri belirler. Bunu sosyal hayat, ahlak, toplumsal ortak birlikteler, ziraat ve ticaret hayatını nasıl şekillendirdikleri belirler.
Mesela kendi toplumumuz ahbap çavuş ekonomisi (işi benden olan alır diye özetleyebileceğim ekonomi modeli) sıralamasında Rusya, Malezya, Filipinler, Singapur, Ukrayna, Meksika, Endonezya dan sonra ilk 8 de.


Ama bizim dinimiz işi ehline vermeyi emrediyor. Acaba dinin emirleri ile nefsimizin istekleri örtüşmeyince nefsimizi seçen bir toplum muyuz?
Yine kendi yaşadığım ve ticaret dünyamızı gösterdiğine inandığım iki anım var. Bundan bir buçuk yıl önce ürettiğimiz SIEM çözümü ile ilgili bir bayi adayı ile toplantı yaptık. O sırada o bayi adayı yabancı bir rakip ile de görüşüyor ama daha tam kiminle çalışacağı netleşmemiş idi.  
Rakip firma ürünü ile ilgili teknik 2 saate yakın kendi ürünümüzle birlikte bir karşılaştırma yaptım, daha sonra ofise dönünce 10 sayfaya yakın bir karşılaştırma dokümanı yazdım ve paylaştım ama bu firma yabancı ürünle devam etmeye karar verdi. Aradan 1,5 sene geçit ve ben bir vesile ile yaptığı projelerde teknik olarak çok büyük hayal kırıklıkları olduğunu öğrendim ve tekrar aradım ve SIEM ile aranız nasıl gediyor diye sordum. Ben sorar sormaz “Ya o ürün çok kötüymüş, azıcık işi bilen müşterilerde hep patladık hatta bize söyledikleri, datasheetlerde veya dokümanlarda yazdıkları CPU ve RAM değerleri le PoC bile yapamadık en az 2 katını istiyorlardı.” dedi ama daha sonra asıl bırakma sebeplerinin ise firmanın ticari olarak da kazık atmak istemesi olduğunu belirtti. Benim de aklıma
·       Ben size 1,5 sene teknik olan kısımları anlattım ve daha fazlasını anlattım rapor da yazdım gönderdim o zaman neye göre bu ürünü seçtiniz?
·       Eğer ticari olarak kazık atması idi patlak olduğunu bildiğiniz halde işten anlamayan müşterilere satmaya devam mı edecektiniz?
·       Siz müşterinize bir ürün götürürken neye göre karar veriyorsunuz? Kulaktan duyma ve ya onun bunun söylediği yani kopya çekme yöntemini mi kullanıyorsunuz. Sizin kendinizin bir değerlendirme yeteneği veya süreci yok mu?
diye sormak geldi.
Yine benzer bir şekilde yerli bir SIEM çözümünün satışını yapan bir başka bir firma ile uzun süredir tanışıyoruz. Defalarca toplantı yaptık ve teknik olarak da sattığı ürün ile karşılaştırma yaptık. Ayrıca kendi sattığı ürünü en büyük müşterilerinden ve ilk 100 deki firmadan kendi söktü, ayrıca ülkenin en büyük havacılık, retail, kamu kurumlarına bir şekilde satılıp da sonradan söküldüğünü de çok iyi biliyor. Telefonda da kendisi ile bu sattığı ürünle patlayan projeleri konuştuk ama hala daha bu ürünü müşterilerine aynı kararlılıkla götürüyor. Ona da
·       Eğer sen alıcı olsan ve sana bu ürünü satmak için gelen adamın daha önce en büyük müşterisine satıp daha sonra sökmek zorunda kaldığını bilsen alır mıydın?
·       Eğer ülkenin en büyük havacılık, retail, kamu kurumlarına satılıp da sonradan söküldüğünü bilsen alır mıydın?
Diye sormak geldi.
Peygamberimiz (s.a.s) “Bir Müslümanın kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan satması helâl değildir.”(İbn Mâce, Ticâret, 45.) buyurur
Gelişmiş toplumlar etik tarafta kalan profesyoneller için profesyonel işinde özgün, güncel ve derinlikli bilgiye ve bu bilgiye erişme-araştırma yetkinliğine sahip olmayan fertlere maddi manevi başarı için önünü açmaz.
Yukarıdaki olaylar bir toplumsal davranış biçimidir.
Günümüzde Allah ve ahiret inancı olmayan milyonlarca insan olmakla birlikte son 1500 yıldır insanlık tarihinin %99 u ister Müslüman, ister Hristiyan, ister Yahudi olsun bir Allah ve ahiret inancı ve bu inancın vaaz ettiği bir ahlak anlayışı ile yaşadı.
Örnek olarak İslamiyet’te alıcıya aldatmak hakkında:
Peygamberimiz ihtiyaçlarını almak için yiyecek maddesi satan bir esnafın yanına gider.  Peygamberimiz elini tahıl çuvalının içine daldırır. Tahıl çuvalına üsten içine bakınca kuru gözüküyor, ama Peygamberimiz elini çuvalın içine daldırınca eli çuvalın yaş olduğu yere kadar uzanmış elini geri çekince Peygamberimiz ürünün üstü, yani müşterinin göreceği kısmın kuru, alt kısmın ise yaş olduğu anlaşılır. Peygamberimiz Tahılın sahibine “Bu ne”? diye sorar. Satıcı Peygamberimize yağmur yağdığını söyler. Bunun üzerine satıcıya Peygamberimiz şunları söyler: “Islak olan buğdayın bir kısmını, insanların görebilmesi için çuvalın üzerine neden koymadın? Bizi aldatan bizden değildir”. [Müslim, İman 164]
Ayrıca bir de kültürün getirdiği Ahlak inancı vardır. Mesela:
Ahilere göre “doğrulukla yapılmayan iş bereket getirmez, getirse de bu sürekli olmaz.”
Araştırmadım ama benzer emirlerin Hristiyanlık, Yahudilik de de olduğuna eminim. Hatta Budizm vb.. öğretilerde de ahlak olmazsa olmazdır.
Yine dinimizde “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” Zümer -9

Bir grup insanlar gelerek Rasulullah’a (asm): “Allah’a kullarından en sevgili olanı hangisidir?” dediler. Rasulullah (asm) de: “Ahlakı en güzel olanıdır” buyurdu. (Taberani, İbni Hıbban)
“En hayırlılarınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır.” (Buhari)

Gibi ayet ve hadislerle ahlak a vurgu yapılmıştır. Ayrıca
"Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada asla barınamazlar." Nurettin Topçu
Gibi sözlerle düşünürler ahlakın önemini vurgulamıştır.
Hayatta bireysel olarak etik tarafta kalmayı tercih edenlerin kazandığı bir toplum inşa edilemezse o toplum her manada gelişemez.




Geçenlerde ilk 100 deki bir firmadan bir alım sürecinden konuşuldu. Görüşülen kişi muhalif bir kişi imiş ve iş görüşmesini yapanlar ya bu daha sonra başımıza iş açar mı deyip elemişler. Bu olay bu kurum içinde duyulmuş ama hiç kimse ne yetkili birilerine durumu raporlamış, ne görüşmeyi yapanları uyarmış ne de tek satır bir tweet veya benzeri bir yöntemle bu yanlışı düzeltmeye çalışmış.
Bu da toplumsal başka bir karakter yansıması. Bununla birlikte Hz. Ali der ki
“İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir, bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.”
Şeyh Şâmil ve Ahmet Ziyâeddin Gümüşhanevî Hz. Lerinin torunu Dr.Münir Derman (k.s.)
Der ki : “Hatalı işlere karşı susmak yasaktır. O zaman konuşmak ibâdet sayılır.”
Yine kendi tecrübelerimden birini paylaşayım; yakın bir zamanda bir kamu kuruluşundan bir teknik arkadaş linkeden üzerinden paylaşımlarımız vasıtası ile iletişime geçti. Biz şu yerli SEIM ürününü kullanıyoruz ve memnun değiliz, değiştirmek istiyoruz bir sizi deneyebilir miyiz diyerek bizi davet etti. Teknik süreçler sonucunda yönetimin de onayladığı ve bizim o memnun kalmadıkları ürüne göre çok daha uygun bir maliyetle sağladığımız proje ödeme vadesi gelince verilen sözler unutulmuş oldu.  Bütün sözler ve taahhütler unutuldu ve tam tersi bir yaklaşım ortaya çıktı
Bundan çok kısa süre sonra yine başka bir kamu kurumu başla bir yerli SIEM ürününü değiştirmek istediği bilgisine istinaden demo sürecine başladık. Teknik olarak değerlendirmeden geçtikten sonra kuruma ödeme şartlarını sorduk ve ona göre taksitli ve çok uzun vadeli ödeme planı belirledik.  En son imzaları atmadan bu plana uymazsanız ürünü kullanamazsınız dedik, kurum da plana uyamayabiliriz ve bu durumda lisansı kullanamama riskini alamayız dedi.
“Kendimizin belirleyip sunduğu plana uyamayabiliriz, siz de uymadığımızdan dolayı lisansı kullandırmazsanız bu durumda sizinle çalışmak istemeyiz.” 
Batı toplumlarını pek çok açıdan eleştirebiliriz. Büyüklerine saygı yok, uyuşturucu, içki tüketimi had safhada, çeşitli kişisel uç noktalarda yaşamlar var vs.. ama kamuyu ilgilendiren konularda çok daha duyarlılar. Mesela işin ehline verilmeyişine, rüşvete, kayırmacılığa vs.. Bununla ilgili 100 sene önce Mehmet Akif Avrupa gezisi sonucunda görüşünü soranlara
”İşleri var Dinimiz gibi, Dinleri var işimiz gibi…”  demiş.
“Hiç kimse Hz. Muhammed’in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim bütün kanunlarımız, İslâm medeniyetine bakarak çok eksiktir. Biz Avrupa milletleri, büyük medenî imkânlarımıza rağmen, Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız.”  // Johann Wolfgang von Goethe
Johann Wolfgang von Goethe nin bahsettiği islam medeniye bizim şu anda yaşadığımız mı acaba?
Hasan-i Basri'nin şu sözü "Vallahi, yetmiş Bedir’liye yetiştim, çoğu kez giydikleri sof idi. Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi “bunların ahirette bir nasibi yok” derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, “bunlar hesap gününe inanmıyorlar” derlerdi." Bu soruya ışık tutabilir.
Toplumlar çocuklarının ve torunlarının geleceğini şimdi yaptıkları ile belirlerler.
“Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.” Albert Einstein
İçinde doğup büyüdüğümüz toplumun bozulmamış dini ve dolayısı ile ahlakı ile ilgili dünyanın en büyük düşünürleri neler demişler
Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır. // Tolstoy
Büyük İslâm Peygamberi Yüce Yaratıcı’nın katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum.//Dostoyevski

“İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak nerdeyse çözülmez hal aldığı günümüzde Hz. Muhammed’e her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer O aramızda olsaydı bütün bunları oturup bir fincan kahve içme rahatlığı ile çözerdi” // George Bernard Shaw 
Ben şunu iddia ediyorum ki, Hz. Muhammed en seçkin bir kıymettir. Yaradan’ın, böyle ikinci bir vücudu imkan sahasına getirmesi de ihtimalden uzaktır. Seninle aynı asırda bulunamadığımdan dolayı üzgünüm Ey Muhammed…
Prens Otto Von Bismarck (Modern Almanya’nın ilk şansölyesi -başbakanı)
İnsan hangi kriterlerle ölçülürse ölçülsün, acaba Hz. Muhammed'den daha büyük insan bulunur mu?  // Lamartine
Sanırım bir kaç yıl oldu savunma sanayi içinden birileri bir hafta sonu bana linkedin üzerinden ulaştı. SIEM projesi yaptıklarını ama linkedin üzerinden okuduğu bizim paylaşımlarımızı çok beğendiğini ve neden gelip bunları tanıtmadığımızı sordu. Ben de biz geldik sunumlar yaptık dosyalarımızı bıraktık dedim. Ya biraz daha fazla tanıtım faaliyetleri yapsanız, insanlarla vakit geçirseniz sizi tanısalar gibi tavsiyeleri oldu.    Biz de biz firma olarak motivasyonu AR-GE olan bir firmayız savunma sanayi nin teknoloji seçerken bakması gerekenin de bu olduğuna inandığımızı söyledik. Arkadaş da siz Türkiye’de yaşamıyor musunuz anlamına gelen bir mesaj verdi ve teşekkür ettik.
İş ehli olmayana [layık olmayana] tevdi edildiği [verildiği] zaman, kıyameti bekle.) [Buhari]
İşi ehline vermek hem farz, hem sünnet değil mi?
Yine birkaç yıl öncesinde birlikte çalışmak için bize geldi. Bu şirket değişik heyecan ve motivasyonla bir şeyler yapmaya çalışırken rakip şirketlerden birinden satışın başındaki yöneticiyi transfer etmek de dâhil çeşitli stratejiler denedi. Bu süreçte bu yönetici ile defalarca görüşmeler yaptı ve hakkında çok ağır yorum yaptı.  Daha sonra hakkında bir sürü ağza bile alınmayacak çok ağır ve negatif yorum yaptığı bu yönetici ile ortak olup yoluna devam etti ve biz ayrıldık.
Deveyi yardan uçuran, bir tutam ottur. // Refiki 
Aldatmacanın yükselişi, etiğin düşüşünden ziyade topluluğun çöküşü ile ilgilidir /R. Keyes
Davranışlarımız değerlerimizle çeliştiğinde yapacağımız şey muhtemelen değerlerimizi yeniden düşünmek oluyor.  //R. Keyes



9 Temmuz 2018 Pazartesi

SIEM


SURELOG SIEM