Bu Blogda Ara

9 Mayıs 2021 Pazar

Neden Maddi, Manevi Zarar Görsen de Doğruları Söylemeye Devam Etmelisin?

“Kimse dinlemese de gerçekleri konuşmaya devam etmek gerek. Gerçekleri konuşmazsak bir süre sonra gerçeğin ne olduğu unutulur.” Bu sözü Mahfi eğilmez hocadan ödünç aldım.

Kimsenin doğru ile bir işi olmasa, doğru için dertlenmese, yalanın hızlıca yayılması için toplum çok müsait hale gelse bile doğruları konuşmaya devam etmek gerekir. Özellikle bu tür zamanlarda birilerinin doğruları konuşması daha önemlidir.

Bazı zamanlar gelir ki doğru davrandığın, doğruyu söylediğin için maddi, manevi (dünyaya bakan yönü ile) zarar görürsün. Çok az insan takdir ederken bolca tersi olur. Yine de doğruları söylemekten geri durmamak lazım. Hatta herkes yüz çevirse, duvara da konuşsak doğruyu sonuna kadar söylemeye devam etmek lazım.

Eğer böyle yapmazsak doğrular kaybolur, yerini yanlışlar alır. Doğru söylediğimiz için birilerini rahatsız edeceğimiz, hele hele yalanın yaygınlaştığı toplumlarda bunun fiziksel şiddete kadar varacağı aşikârdır. 

Korkmamak lazım. "Namuslu bir hikayen varsa, seni kimse satın alamaz." diyor eski başbakanlardan ve gazeteci Bülent Ecevit. 

Doğru söyleyip haklının yanında olmak lazım. "Firavuna karşı çıkmak yetmez, Musa'nın yanında olmak gerekir."  diyor Muhsin Yazıcıoğlu.

"Hatalı işlere karşı susmak yasaktır. O zaman konuşmak ibâdet sayılır." demiş Dr. Münir Derman (k.s.) 

Toplum doğrular üzerinde yükselir. Hiçbir toplum yalan, dolan ile dünyaya rol model olamamıştır.

Hatalı işlere susanların çoğunlukta olduğu hiçbir toplum kendine insanca yaşama ortamı oluşturamamıştır.

Doğrunun peşinden ayılmamanın en büyük sebebi ise Allah(c.c) emri olmasıdır

"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." Âl-i İmrân Suresi - 104

Doğrunun peşinden ayılmamanın en büyük sebebi Hz. Muhammedin aşağıdaki sözüdür

"İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgarî gereğidir." (M177 Müslim, Îmân, 78)

Zor zamanlarda doğru sözü söyleyen adamları not edin

8 Mayıs 2021 Cumartesi

İSYAN AHLAKI

 Bu sözü bir çok yazımda da kullandım. “İsyanı olmayanın ahlâkı olmaz”. Bu söz Nurettin Topçu’ya ait. İsyan ahlakı ile ilgili bulduğum bir makaleyi de paylaşayım

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606367

Yine Nurettin Topçu diyor ki:

Mazlum yaşamaya razı olan, adaletsiz insandır. Âdil insan istismar etmeyen ve istismar edilmeyen insandır; zorbalığa karşı gelen insandır, hakikati kuvvet yapan insandır.

Bunca lafı niye mi ettim?

1-Biliyoruz hocanın yazılımı çok iyi ama twitter hesabını kapatsın, diğer sosyal medya hesaplarından da #SIEM haricinde bir paylaşımda bulunmasın yoksa onun şirketi ile çalışmayız,

2-Hoca çok keskin, piyasanın genel kabul görmüş(etik değerleri teğet geçen) çalışma şartları konusunda tavizi yok, onunla çalışamayız,

3-Müşteri bile olsa doğru bildiğini toplantıda müşterinin yüzüne söyleyebiliyor, müşteriyi illa satışa yönlendirmiyor, onunla çalışmayız.

Bu böyle devam ediyor; bizim mahalleden değil, öteki mahalleden vb. diye binlerce kez duydum, yüzüme, arkadan söylendi veya duyum aldım.

Bir de madalyonun öteki yüzü var. Mesleki olarak ve SIEM özelinde öğrenmek isteyenlere kaynak olsun, yeni başlayan gençlere bir yol haritası ve Türkçe kaynak olsun diye çalışırken bir taraftan da konu ile ilgili bilgisiz olanların bilgisizliğini ortaya çıkardığım veya bile isteye müşteriye sunduğu ürün veya çözümün müşteri satın alma kararını etkileyecek kadar kritik olan negatif taraflarını gizleyenlerin de ayağına bastığım için hocanın çözümü ağzı ile kuş tutsa onunla çalışmam diyenler var.

Hatta SOAR ürünü yokken, UEBA çözümü yokken varmış gibi sunum yapan, olmayan/çalışmayan bu ürünleri satan, şartnameye uymadığı halde bir ihaleye alalım, kabulü bir şekilde yaptırırız diyen, o büyüklükte EPS değerini kaldırmayacağı ortada olduğu halde müşteriye söylemeyen, logları canlıda o kadar süre tutmayacağını yuvarlatarak müşteriyi kandıran, o kadar büyüklükte logu elastic ile çeviremeyeceği ortada olduğu halde ihaleyi alan ve nasıl olsa problemi yaşayana kadar yıl sonunu bulur, o zaman bakarız diyen ve benzeri yüzlerce olay sanırım Academia, Researchgate, Medium, Slideshare gibi yerlerde yazdığım makalelerin yüz binden fazla görüntülenmesi, on bin e yakın indirilmesi ve Linkedin de de son 5 yılda binden fazla SIEM ile ilgili paylaşım yaptığımdan ve duruşumu beğendiklerini (Ben öyle umuyorum!) dolayı bana geldi. İnsanlar içini dökecek ve kendini satmayacak insanlar arıyorlar diye düşünüyorum. İşte bu tür ahlaksızlığın daha derin hali olan yolsuzluklarla da mücadele etmeye çalıştığım için de yine hocanın çözümü ağzı ile kuş tutsa onunla çalışmam diyenler var.

Ben yazdım diye değişmeyecek ama bu davranışları bilerek sergilediğimi tekrar edeyim diye yazdım. Hayata bakış ve tabi ki iş yapış tarzım bu!!!

Aman etliye sütlüye karışmayayım, kimsenin ayağına basmayayım, rüzgara göre döneyim de ekonomik olarak kazanç sağlayayım veya en azından zarar görmeyeyim diyen insanların oluşturduğu bir ekosistemin dünya çapında bir teknoloji, ürün, bilgi, bilim üretmesinin hayal olduğunu düşünüyorum



29 Nisan 2021 Perşembe

Ahbap Çavuş Kapitalizmi ve Ehliyet

Bazı toplumlarda ne kadar işini iyi yapsan da, ne kadar kaliteli ekibin olsa da, ne kadar ürünün ve çözümün iyi olsa da, iş yapamazsınız. Mahfi Eğilmez 2014 yılında[1] "Türkiye, ahbap çavuş kapitalizminin tam ortasında yer alan ülkelerden birisi. İş dünyasıyla, medyasıyla, sendikasıyla, üniversitesiyle, bürokrasisiyle, bağımsız olması gereken kurumlarıyla siyasal iktidarla bütünleşme zorunluluğu içinde görünüyor. Aksi takdirde iş yapma ya da yaşama şansı yok denecek kadar az." diyor. 2021 yılında yazdığı bir makalede de Fehmi Koru [2] "Dindardan ve milliyetçiden geçilmiyor, ancak soygun da yolsuzluk da yapılabiliyor.. Neden?" diye soruyor.

“(Ey Müminler) Allah size (görev, yetki ve sorumluluk gibi tüm) emanetleri ehline teslim ve tevdi etmenizi, insanlar arasında (ortaya çıkan herhangi bir ihtilafı çözüme kavuşturmak üzere) hakemlik yaptığınız zaman da adalet ve hakkaniyetle hüküm vermenizi emreder. Bakın, Allah size bir öğüt veriyor. (Unutmayın ki) Allah her şeyi işitir, her şeyi görür.” (Nisa, 4/58)

Ayeti ortada iken, hatta Allah böyle bir emir vermese bile toplumların gelişmesi, refah içinde yaşamaları için zaten insan aklının da bunun böyle olması gerektiğini bulması ve bilmesi gerekir.

Allah'ın emrine uymayınca veya bu gerçeği akıl edemeyince uzaklarda olsa bile kalbi ve aklı vatanı, milleti için çarpan herkes gibi Prof. Dr. Selçuk. R. Şirin da "Memleketten derin bir hüzünle ayrıldım bu sefer..." [3] diyebiliyor.

Çok iyi bir ürün, çok iyi bir çözüm, çok dürüst bir insan, çok ahlaklı bir firma olmak  Ahbap Çavuş Kapitalizmi için yeterli değil. Yukarıdan birisi, o bizden değil, bizim mahallenin haksızlıklarına susmuyor, o çok eleştiriyor, her gördüğü kötülüğü eleştiriyor deyip üzerinizi çizebiliyor, bunu yaparken de vatanını savunduğunu sanarak, sevap kazandığını düşünerek yapabiliyor.

“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”  

Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17

Referanslar

1-https://www.mahfiegilmez.com/2014/05/ahbap-cavus-kapitalizmi.html

2-https://fehmikoru.com/dindardan-ve-milliyetciden-gecilmiyor-ancak-soygun-da-yolsuzluk-da-yapilabiliyor-neden/

3- https://twitter.com/SelcukRSirin/status/1387400865737322498?s=20

25 Nisan 2021 Pazar

Herkesin Bildiği Sırlar

Bu günlerde bir görmezden gelme salgını yaşıyoruz. Milyonlarca takipçisi olan sosyal medya fenomenleri, linkedin, twitter da on binlerce, yüzbinlerce takipçisi olan bir çok meslekten erbap kişiler suya sabuna dokunmadan hayatlarına devam etmeyi seçti.

Prof. Dr. Arman Kırım "Mor İneğin Akıllısı" kitabında diyor ki:

Ben ne zaman konferanslarımda belli tehlikelere işaret etsem, moral bozmak ile itham edilmişimdir. Bu deneyimlerim sonunda şunu öğrendim: eğer bu ülkede insanları etkileyen bir konuşmacı olmak istiyorsanız, zinhar gerçeklere değinmeyeceksiniz; sadece ve sadece onların duymak istedikleri güzel şeyleri söyleyeceksiniz, stratejilerini doğrulayacaksınız, ne kadar akıllı işler yapmakta olduklarını onaylayacaksınız.

Dolayısı sebebi belli.

Şu anda herkesin bildiği sırlar var. Suçlular suçsuz, suçsuzlar suçlu, açlar tok, toklar aç, haklılar güçsüz, haksızlar güçlü.

Bu hep böyledir. Şimdi sır olanlar gelecekte aşikâr olunca; şimdi o sırları görmezden gelenler o zaman da en çok biz görmüştük diye bağıranlar olacaklar.

Sıcak gündem olarak ABD nin Ermeni soykırımını tanımasını tartışılıyor, kimse iki taraf da zulüm görmüş diyemiyor, veya 6-7 eylüldeki olayları bir Müslüman toplum nasıl yapabildi? Onları yapan toplumlar neler yapabilir diye? kafa yormak ve akıl yürütmek yerine herkesin bildiği sırlar olarak kalıyor bunlar. Neler olduğuna çok çok ufak bir kesit ile hissetmek isteyen FB'nin efsane futbolcusu, Futbolun ordinaryüsünün şu sözlerine baksın:
Lefter Küçükandonyadis: "En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı"
"Vurun şu gavura diye bağırıyorlardı. 15 gün önce gol attığımda omuzlardaydım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kaldı. Kızlarım küçüktü, öldürmeye kalktılar"
Dün yere göğe sığdıramadığını bir gün sonra katletmeye kalkan bir toplum!

Memlekette ölümcül derecede beyin göçü oldu, 2018 de ben bunları ön gördüğümde aforoz ediliyordum. Şimdi çokça görülüyor. Ama ne oluyor 2018 de beni aforoz edenlerden biri bile hocam arkandan böyle böyle demiştik yanılmışız demedi. Bunu niye anlattım; herkesin bildiği bu sırlar açık edene zarar vermez hale gelmeden önce açık eden biri olursa onun çekeceği vardır, bu sırlar zararsız veya çıkarlara dokunmaz hale gelince de önce o aforoz edenler bağırmaya başlar biz  de kötülüklere karşı çıkmıştık diye.

“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”
Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17

Bazı toplumlarda temiz ve dürüst olmak imkansızdır. En kötü sizi aralarından çıkarırlar

Lût kavminin Hz. Lût’a söylediği şu sözü Kur'an haber veriyor: “Çıkarın şunları kentinizden/yurdunuzdan. Bunlar temizlik ve dürüstlükte aşırı derecede titizlik gösteren insanlar.” (A’raf, 82; Neml, 56)

23 Nisan 2021 Cuma

Dürüstlük ve Ahlak

Bizim toplumda kral çıplak demek yoktur. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun dediği gibi dürüstlüğün bedeli vardır ve ödetirler. Bu bedel, bazen mahrumiyetlerdir,  bazen de daha ötesi.

Atalarımız doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar sözü dürüstlüğün bedeline işaret etmektedir.

Prof. Dr. Arman Kırım "Mor İneğin Akıllısı" kitabında diyor ki:
Ben ne zaman konferanslarımda belli tehlikelere işaret etsem, moral bozmak ile itham edilmişimdir. Bu deneyimlerim sonunda şunu öğrendim: eğer bu ülkede insanları etkileyen bir konuşmacı olmak istiyorsanız, zinhar gerçeklere değinmeyeceksiniz; sadece ve sadece onların duymak istedikleri güzel şeyleri söyleyeceksiniz, stratejilerini doğrulayacaksınız, ne kadar akıllı işler yapmakta olduklarını onaylayacaksınız.

Bir insan ya dürüsttür ya da değildir. İkisi birden olamaz.

Türkiye’nin bir numaralı problemi ahlak. İkinci sorunu vasatlık diyor Prof. Dr. Emre Alkin 

Allah emrediyor:

"Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder." [Nisa 58],

"Namuslu bir hikayen varsa, seni kimse satın alamaz." diyor eski başbakanlardan ve gazeteci Bülent Ecevit. 

Bu dünyada doğruyu söylemekten daha zor, dalkavukluk yapmaktan daha kolay bir şey yoktur sözü de Dostoyevski ye ait.

Bu söz ahlaksızlığın neden yaygın olduğunu anlatıyor; çünkü kolay.

Lût kavminin Hz. Lût’a söylediği şu sözü Kur'an haber veriyor: “Çıkarın şunları kentinizden/yurdunuzdan. Bunlar temizlik ve dürüstlükte aşırı derecede titizlik gösteren insanlar.” (A’raf, 82; Neml, 56)

Demek ki kirliler temizleri istemezler ve ne hikmetse bazı toplumlarda kirliler güçlü

Yaşar Nuri Öztürk  Enbiya suresinde:

“Lut’a da hükmetme gücü/yargılama yetisi ve ilim verdik. Onu, pislikler üretip duran bir kentten/bir ülkeden kurtardık. O kentte/ülkede yaşayanlar yoldan çıkmışlardan oluşan bir kötülük toplumuydu.” (Enbiya, 74)

Hz. Lût’un belirgin niteliği anlatılırken şöyle deniyor diyor:

İnsanoğlu, bazı zamanlarda ve zeminlerde, temizlik ve dürüstlüğüyle seçkinleşen kadrolardan rahatsız olabiliyor, onlara düşman kesilebiliyor, onları sırf bu nitelikleri yüzünden yerlerinden yurtlarından sürüp çıkarabiliyor.

Firavun'a karşı çıkmak yetmez, Musa'nın yanında olmak gerekir. 

Muhsin Yazıcıoğlu

11 Nisan 2021 Pazar

2021 Karalamaları

Düşüncelerinize katılmıyorum ama onu ifade edebilme hakkınızı ölümüne savunurum! 

Voltaire 


ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR 

Hz.Ömer 


Aklı öldürürsen, Ahlak da ölür.

Akıl ve Ahlak öldüğünde,

millet bölünür.

Kadı'yı satın aldığın gün Adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün:

Devlet de ölür....

Fatih Sultan Mehmet 


Şüphesiz ki Allah, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletli olmanızı size emreder. 

(Nîsa 58)

Bunlar gibi binlerce on binlerce söz, çokça hadis ve ayet bulabilirsiniz.  

 Mağduriyet mevsimlerinde, bu sözler mağdurların işine geliyordur, önemli olan her zaman bu sözlere bağlı kalabilmek.

Geçenlerde rahmetli Mehmet Ali Birand  eşi Cemre Birand'ın bir paylaşımına rastladım. Cemre hanım mahalle meselesine çok güzel bir atıfta bulunmuş.



https://twitter.com/Cemrebirand1/status/1379515540490887169?s=20

paylaşımın altına yapılan yorumlar da hemen senin mahallen, benim mahalleme dönüşmüş.

Bu mahalle kavgası ile ilgili çok meşhur bir sözü sanatçı Sabahat Akkiraz paylaşmış



https://twitter.com/sabahatakkiraz/status/1379510127988985858?s=20


The World Justice Project, (WJP) her yıl Hukukun Üstünlüğü Endeksi açıklıyor.

https://www.dogrulukpayi.com/bulten/dunya-genelinde-hukukun-ustunlugu-ilkesine-baglilik-azaliyor

Diyelim ki şöyle bir durum var. Bu endekse göre 106. sırada olan Mali mahkemeleri birinci sırada olan Danimarka mahkemelerine bu adam bizde suç işledi, bunlar da belgeleri ve bu adam sizin memleketinizde dese ve siz de hukukun gereğini yerine getirin dese ve Danimarka mahkemeleri tam tersi bir karar verse kime güvenirsiniz. İşte bu güveni sağlayan her mahalleye aynı adalet ve hukuku uygulamaktan geçiyor. Bilirsiniz ki Danimarka Mahkemeleri babasının oğluna  bile torpil geçmez.

Örnek olarak geçenlerde "Covid-19 yasaklarını delen Norveç Başbakanı Solberg’e para cezası kesildi" haberine rastladım.

https://www.cnnturk.com/dunya/covid-19-yasaklarini-delen-norvec-basbakani-solberge-para-cezasi-kesildi

Norveç emniyetinden polis şefi Ole Saeverud Şubat ayında 60’ıncı yaş gününü bir dağdaki restoranda 13 aile ferdiyle birlikte kutlayan Solberg’e 20.000 Norveç kronu (yaklaşık 16.000 TL) para cezası kesildiğini söyledi. O dönemde 10’dan fazla insanın bir araya gelmesinin yasak olduğunu söyleyen Saeverud, “Benzer durumlarda ceza kesmiyoruz fakat başbakan hükümetin kurallarına uymak zorunda. Yasalar hepimiz için aynı ve hepimiz kanun karşısında eşit değiliz. Dolayısıyla kamuoyunun güvenini sağlamak için ceza kestik” dedi.

"Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz."  Atatürk.

Peki biz bu tür haberleri neden Müslüman ülkelerden duymuyoruz?

“Allah bizi insan eyleye!…”  

6 Şubat 2021 Cumartesi

Aynı Şeyleri Yaparak Farklı Sonuç Beklenmez

 Einstein’in meşhur sözüdür “Delilik, Aynı Şeyi Tekrar Tekrar Yapıp Farklı Sonuçlar Beklemektir”. 

İlk 100 e üniversite sokamayan, adalet, hukuk endeksinde ilk 20 ye giremeyen, yolsuzluk endeksinde ise en önlerde olan toplumların gelişmek istiyorsa aynı yaptığı şeyleri değiştirmesi şarttır. Buna da insanlara verdiği değerle başlaması gerekir. Hangi grup insanın toplum için faydalı, hangi grubun ise bireysel çıkarları için faydalı olduğuna karar verip nesli ona göre yetiştirmeli, motive etmeli. Aşağıdaki değişik profilde insanlara örnekler vererek meramımı açıklamaya çalışacağım

Bir insan düşünün poğaça, pide üretiyor. Ukrayna'dan gelen un, Belçika’dan gelen çikolata, yabancı menşei olan endüstriyel mutfak yağı ve Rus doğalgazı ile poğaça, pide yapıp satıyor. İşleri de iyi gidiyor, bununla birlikte yolsuzluk endeksinde ise en önlerde olan toplumlarda vergi kaçırmanın da had safhada olduğu herkesin bildiği bir sırdır. Bu şartlarda bu insan 20–25 yılda yat, kat, çiftlik evi ne varsa dünya nimetleri adına elde ediyor. Üstüne üstlük siyasete bile yeltenip kendi başarılarını topluma onaylatıyor. Bu arada dolaylı olarak 1 milyon dolarlık ithalat yapıyor.

Diğer tarafta is uluslararası geçerliliği olacak seviyede bilgisayar eğitimi almış ve kendini yetiştirmiş bir başka insan profile. Bu da 20*25 yılda yut dışına uzaktan çalışarak 400–500 bin USD parayı yurda sokmuş birisi.

Eğer bu toplum bu ikinci profili yeni yetiştirdiği nesle rol model olarak vermezse aynı şeyleri yapıyor demektir.

Başka bir insan profili olarak da yabancı marka bir araç satan bir araç bayisini düşünün. Diğer tarafta ise o ilin sanayisinde ülkedeki araç üreticileri için küçük parçalar yapan bir atölye düşünün. İki işin getirisi 20 yılın sonunda 1 e 20 olmuş olmasına rağmen toplum 2. profili toplum için daha faydalı, saygı değer görmüyor ve yeni yetiştirdiği nesle rol model olarak vermiyorsa aynı şeyleri yapıyor demektir

Meramımı anlatabilmek için başka bir profil örneği ile devam edeyim. Bir bilişim firması düşünün, cirosunun %60–70 ini yurtdışından ithal ürünlerle yapıyor, ayrıca teknoparkta. Teknoparkta ürettiği ürünler ile elde ettiği 5 yıllık toplam ciro ise devletten aldığı AR-GE desteğinin (vergi muafiyeti, teşvik, destek, personel desteği) yarısı bile etmiyor.

Diğer tarafta ise hiç ithalat yapmadan ve cirosunun en az %10 unu ihracat yapan bir yazılım şirketi. Bu ikinci şirketin cirosu ilk şirketin 30 da biri olmuş olmasına rağmen toplum 2. profili toplum için daha faydalı, saygı değer görmüyor ve yeni yetiştirdiği nesle rol model olarak vermiyorsa aynı şeyleri yapıyor demektir

 Son bir profil örneği ile meramımızı anlatmayı sonlandıralım

Bir öğretmen düşünün, devlet memuru olduğu için 2. bir iş yapamaz olmasına rağmen kanun ve yönetmeliklerin etrafından dolaşmanın yolunu bulmuş. Okul öğrencilerini dershanesine müşteri yapıyor , özel ders ve bu konu ile ilgili bütün gelir imkanlarını sonuna kadar kullanıyor. Diğer bir profil de kendini öğrencilerine adamış maddi, manevi doğruları, doğruluğu ve en iyiyi anlatmaya adamış. Bu 2. profildeki öğretmen 1. profil öğretmenin onda biri bile kazanamamasına rağmen toplum 2. profili toplum için daha faydalı, saygı değer görmüyor ve yeni yetiştirdiği nesle rol model olarak vermiyorsa aynı şeyleri yapıyor demektir

Toplum hangi rol modelleri üretirse yeni nesiller o modellere benzerler. 

Değişmek, ilerlemek isteyen toplumlar aynı yaptıkları ve sonucundan memnun olmadıkları şeyleri doğruları le değiştirmeleri şarttır.

Son olarak da yaptığımız işleri farklılaştırırken işin özünün ne olması gerektiğini kıssadan bir hisse ile anlatalım; Vakti zamanında bir padişah, ülkesinin en hünerli sanatkârlarını sarayında ağırlamak istemiş, En hünerli sanatkâra 5 kese altın vaat etmiş padişah, her bir yöreden yüzlerce sanatkâr icabet etmiş bu davete, herkesin ayrı bir hüneri varmış, ancak biri varmış ki o güne dek eşi benzeri görülmemiş bir yetenek sahibiymiş, iğne deliğinden bir ipi, bir atışta 10 metreden geçirebiliyormuş, hüner gösterme günü gelmiş, Padişah divanında adam geçmiş karşıya, İğneyi 10 metre ötede tutmuşlar, adam on metre beride, deliği nişanlamış, İpliği atmış, iplik iğne deliğinden bir seferde geçmiş. Padişah çok şaşırmış adamın bu yeteneğine, yanına çağırmış ve bu beceriye nasıl sahip olduğunu sormuş, adam padişahın takdirini kazanma hevesi ile “ta evvelden beri çok çalıştım hükümdarım! iğne deliğinden ipliği 10 metreden geçirebilmek için, çocukluktan beri gecemi gündüzüme katarak çok çalıştım.” demiş. Padişah emir vermiş adamlarına; “Tez bu yiğide 5 kese altın verile!” demiş. Adam çok sevinmiş sevinmesine ama padişahın devam eden sözüyle, sevinci kursağında kalmış; “Sonra da, sırtına 50 kırbaç vurula!” demiş padişah hiddetle, adamın korkudan dili tutulmuş. Konuşamıyormuş da “neden bu ceza?” diyen gözlerle padişaha bakıyormuş. Padişah demiş ki: “Söz verdiğim için, bu becerin sebebiyle, sana 5 kese altını veriyorum. Bu yaptığın ne sana, ne de insanlığa yarar sağlar. Gereksiz ve faydasız bir beceri geliştirmek için, boşa vaktini tüketmişsin. Sırtına 50 kırbaç cezası da bunun için!” demiş.