Türkiye Dünya yolsuzluk endeksinde 41 puan alarak 78. oldu. 2012'de 49 puan, 2013'te 50 puan, 2014'de 45 puan , 2015'te 42 puan, 2016 da 41 puan ve 2017 de 40 puan almıştı [1].
‘2018 İslamilik Endeksi’: Yeni Zelanda birinci, Türkiye 95'inci sırada [2].
Hukukun Üstünlüğü Endeksi: Türkiye 126 ülke arasında 109'uncu sırada [3].
Küresel Barış Endeksi: Türkiye 3 sıra geriledi, 163 ülke arasında 152. sırada [4].
BM Kalkınma Programı’nın İnsani Gelişme Endeksi’nde Türkiye 64'üncü sırada yer aldı. Norveç’in ilk sırada yer aldı [5].
OECD’nin 11 ayrı kriter aracılığıyla 38 ülkede “iyi yaşam” seviyelerini ölçtüğü “Daha İyi Yaşam” endeksi geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Türkiye 38 ülke içinde 36. sırada[6].
Ekonomik Özgürlük Endeksi’nin 2019 raporuna göre, Türkiye 180 ülke arasında 68’inci oldu. [7].
İlk emri oku olan bir dinin mensupları, “ilim Çin’de de olsa alın” emrine muhatap insanların toplumunda dünyada ilk 500 e üniversite sokamıyoruz. PISA testinde durumumuz ortada[9].
Global dünya aslında bir köy. Hiç kimse, hiçbir ülke veya millet kendi başına ayakta kalamaz. Dünya söyleyecek sözümüz, gösterecek iyi yüzümüzün olması lazım. Aksi durumda hem yaratılma sebebimize aykırı hareket etmiş olur, hem de dünyaya fayda sağlamadan, sadece dünyadan alıp,tüketip giden, insanlık adına hiçbir faydası olmayan yaratılmışlar olarak dünyayı terk ederiz.
Aslında pek çok durumda dünyayı ikna etmek zorunda kalıyoruz [1]. Ama sanki bunu yapmıyormuşuz gibi adalet, insan hakları, hukuk, eğitim gibi konularda dünyayı dikkate almadığımız gibi bazılarımız “onlar düşman”,”onlar Gavur! bizi sevmez” gibi sloganlarla dikkate alanları da çeşitli yöntemlerle yıldırma peşinde.
Dünyayı en önce ikna etmemiz gereken konular ayrıca memleketimiz adına en önemli yapısal reformlardır. Nedir Bunlar? Neredeyse aklı başında ve tarafsız herkesin kabul ettiği konular.
Hukukun üstünlüğü
Adalet
İnsan hakları
Eğitim
Ekonomik gelişmişlik de bunların bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Dünyanın en iyi ekonomistlerinden biri olan Daron Acemoğlu ekonomik gelişmişlik için hukuk ve demokrasi diyor [2].
Türkiye olarak dünyadan kopamayız. Hiçbir ülke veya topluluk da dünya’dan kopmaz.
Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren makalesinde “ Bence hukuk gibi bazı alanların saygınlığının sadece kendi tabanlarımız değil, tüm vatandaşlar nezdinde korunması hayati bir mesele.” [3] dediğinin daha ötesinde bence
Hukukun üstünlüğü
Adalet
İnsan hakları
Eğitim
konularında saygınlığın bütün dünya nezdinde korunması hayati mesele.
Eğitim konusu yılların kanayan yarası ve durum aşağıda.
Bunlar olmayınca hiçbir şey olmuyor. Prof. Dr. Emre Alkın da yapılması gereken reformları aynı şekilde sıralıyor ve iş dünyasına şu soruları soruyor [4]:
Çok mu adaletten memnunsunuz?
Hak ve özgürlükler konusunda ülkemiz çok mu rahat?
Eğitim seviyesi ne durumda?
Bu durumdan çok mu memnunsunuz?
Tabi bu soruların muhatabı olan kesim dünyaya kendini ispat edecek projeler yapmakla ne kadar ilgileniyor? İş dünyasının iş yapış tarzı nedir?
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2018 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 78. sırada yer alan Türkiye “demokrasi geleneği bulunmayan ülkelerle” aynı kategoride değerlendirildi. [5,6]
Pek çok ekonomistin hemfikir olduğu ekonomi sonuçtur ilkesinden hareketle dünyaya hem fayda, hem de insan olarak kendimizi kabul ettirmeliyiz. Dünya gelişmişlik endeksinde 189 ülke arasında 64 üncü olarak [7] kime rol model, örnek olabiliriz?
Prof. Dr. Emre Alkın’ın iş dünyasına sorduğu bu soruları gazeteciler, akademik camia, medya, yazar-çizerlere de sorduğunu zannediyorum.
Hepimizin hemfikir olduğunu sandığım insan olmanın ihale, iş, maaş kaygısı veya daha fazla kazanma, makam mansıp sahibi olma gibi şeylere feda edilemeyeceği gerçeğidir. İyi insan gördüğü kötülüğe eliyle, olmazsa diliyle düzeltmeli [14].
Bu konuda dinimizin emirleri de kesindir. “Kötü bir durum görür. Orada Allah için bir söz söylemesi lâzımdır. Fakat o, bir şey demez. Allah ona kıyamet günü ‘Şöyle şöyle demene engel olan neydi?’ der. O kimse, ‘İnsanlardan korktum’ deyince, Cenâb-ı Hak buyurur: “Asıl Benden korkman gerekmez miydi?” [15].
Robert de Niro nin tepkisi hatırlayın[13]. Toplumlar beğenmedikleri şeylere tepki verebilmeli, her kötülüğü aş ile, iş ile yumuşatıp sineye çekip sukut etmemeli. Sukut ikrardan gelir [16].
Yazar, kişisel gelişim ve başarı uzmanı Mümin Sekman ın tespiti ile [8]
“Vasatlık Türkiye’nin talihsiz bir saplantısına dönüştü”
“Bazıları için ise mesele açlık değil, bambaşka bir şey. Dünyayı kazanmak için ruhunu satmak, tümüyle gönüllü, hemen hemen de ittifakla yapılan bir eylem” John Steinbeck
En büyük problem ise bunları konuşmanın bile toplumun bazı kesimlerinde değişik suç kategorilerine girmesi. Bu değişik zamanlarda dünyanın çeşitli yerlerinde görülen bir durum, buna toplumun destek vermesi ise az görüleni.
Kitlesel olarak ahlakı terk eden ve kötülüğe sessiz kalan toplumların dünyaya rol model olma şansı olmadığını herkes bilir.
George Orwell der ki “Rüşvetçi politikaları, düzenbazları, hırsızları ve hainleri seçen halk kurban değil, suç ortağıdır.”
Mahfi Eğilmez’in dediği gibi “ Kişiler kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz”
Türkiye dünyada lider olmak istiyorsa dünyayı adalet, hukuk, insanı hakları ve eğitim gibi temel konularda ikna etmek ve geçmek zorunda. BM, AIHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), ABD, İngiltere, Hollanda, Almanya gibi dünyaya bu konularda referans olan ülkelerin Türkiye ve Türkiye’de yaşananlar ile ilgili aldığı kararları Türkiye gündemine bile sokmayarak bu makası kapatamayız. Onları; işimiz düştüğünde ikna etmek, hoşumuza gitmeyen bir şey olduğunda “onlar düşman”,”onlar gavur! bizi sevmez”, “onlar bize düşman” , “onlar Hristiyan” gibi sloganlarla yok saymak ne kadar mantıklı?, ne kadar gerçekçi? ve ne kadar ikna edici?. Batının, ABD ve Avrupa’nın iki yüzü vardır. İyi yüzü ve kötü yüzü. Batı veya ABD nin kötü yüzüne bakarak kötü yapmayı tercih etmememiz gerekir, Batı ve ABD’nin iyi yüzüne mesajlarımızı ulaştırabilmemiz gerekir. Y.Zelanda örneğini unutmayalım.
Dünya’ya verilen mesajların arkasını gerçekten aklı ve vicdanı olan herkese hitap eder şekilde doldurmalıyız ki taş yerinde ağır olsun. Kendimizi dünyadan soyutlayamayacağımız gibi dünyayı okumayı ve anlamayı gereksiz ve önemsiz sayamayız.
Batı tümden kötüdür, düşmandır. ABD tümden kötüdür, düşmandır ile dünya ile entegre olmak mümkün değildir.
Aynı şekilde birçok batılı da batı toplumunun kötü tarafı ile yüzleşmekte ve sorgulamakta, eleştirmekte ve değiştirmek ve gün yüzüne çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır [9].
Mahfi Eğilmez’in dediği gibi “ Kişiler kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz”. Tarihimiz gerçek Müslüman alimlerin hukuka sıkı sıkı sarıldıkları anekdotlarla doludur.
Haçlılara karşı verdiği savaşlarla ünlü melik Baybars, aslında samimi bir müslümandı. Bu Kıpçak asıllı Türk sultanı, Moğolların Suriye’ye saldırdığı sıralarda halkın münbit topraklarını, bahçelerini hâzineye katmak istemiş, bunun için de Suriyeli âlimlerin fetvasına başvurmuştu. Bazı âlimler korktukları için,
bazıları dünyalık elde etmek için sultanın istediği fetvâyı vermişti. Baybars Nevevî’den de fetva istemiş, fakat bu uygulamanın haksızlık olduğuna inanan Nevevî fetvâ vermeye yanaşmamıştı.
Anlatıldığına göre Sultan’ın bu konudaki ısrarları üzerine Nevevî ona şunları söylemişti:
— İyi biliyorum ki, sen bir zamanlar Emîr Bunduktâr’ın kölesiydin. Hiçbir şeyin yokken Allah lütfedip seni melik yaptı. Duyduğuma göre sarayında, eğerlerinin kayışları altından mâmul bin kölen, çeşit çeşit zinet eşyalarına sahip iki yüz câriyen varmış. Bütün bunları onlardan alıp savaş hazırlığı için kullandığın hâlde devlet hâzinesi yetersiz kalırsa, halkın malına el koyman için o zaman sana fetvâ
veririm. Daha sonra Suriyelilere yüklenen savaş vergilerinin ağırlığından söz ederek bu vergilerin kaldırılmasını, müderrislerin maaşlarının azaltılmasını istedi.
Nevevî’nin bu pervâsız sözlerine ve istediği fetvâyı vermemesine çok kızan melik:
— Şehrimden çık git! dedi.
Nevevî:
— Baş üstüne! diyerek Dımaşk’ı terk etti ve Nevâ’ya gitti.
Nevevî huzurundan çıkınca sultan Baybars onun vazifesine son verilmesini ve maaşının kesilmesini emretti. Adamları ona Nevevî’nin bir vazifesi bulunmadığını, dolayısıyla maaş da almadığını, söylediler. Bunun üzerine Baybars:
— Öyleyse ne ile geçiniyor? diye sordu.
— Babasının gönderdikleriyle, dediler. [10,11,12]
Fatih Sultan Mehmet söylüyor.
ABD eski Başkanı Bill Clinton da, Müslüman toplulukların liderleriyle yaptığı bir Ramazan Bayramı kutlaması toplantısında, “Dünyada dört kişiden birisi Müslüman. Kur’ân’ın beni en etkileyen, ‘Ben sizi millet millet, kabile kabile yarattım, tâ ki, birbirinizle tanışasınız, yardımlaşasınız’ âyetidir. Birlik noktalarımız var” sözü de hayatî önem taşıyor. Dolayısı ile bizim gibi düşünmeyenleri islam bile olsa düşman kabul etmekle gidilecek yol yok. Bütün dünya ile entegre olmak ve onlara örnek olmak, maddi ve manevi umut olmak haricinde bir hedefimiz olmamalı.
Bu memlekette dürüst olmanın,doğruyu söyleyip,yanlışı dile getirmenin ağır bir bedeli var.İşte o bedel bizim başımızın tâcıdır. //Muhsin Yazıcıoğlu
Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz, ama acı gerçekler bir ilâç olabilir. Batı çöküntü içinde ya da dejenere olmuş değil. Kendi kendini kandıran komünizmin ‘çürümüş Batı’ propagandası, bunu acı bir şekilde ödedi. Batı çürümüş değil. Güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. Batı’da insan haklarının düzeyi yüksek ve fakirler ile sakatlara toplumsal yardım iyi örgütlenmiş durumda. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Onların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. İslâm en iyisi, ama biz en iyisi değiliz. Bunlar iki farklı şey ve her zaman onları karıştırıyoruz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’ân bize bunu emretmiyor mu; ‘Hayırlı işlerde yarışınız.’”// Aliya İZZETBEGOVİÇ
Sonuna kadar şeffaflık olmadan olmaz. Ama gizli, ama kritik, fakat stratejik ile şeffaflıktan uzaklaşmak da olmaz.
İş dünyası kendini sorgulatmadığı, devlet yöneticileri yaptıklarını sorgulatmadığı durumda halk da aynı yöntemi uygulamaya başlar. Hemen her gün yaşıyoruz, bizim oylarımızla seçilenler bizim adımıza karar alıyor ama neden aldıklarını bilmiyoruz. Her gün birileri birilerine bir şeyler satıyor, birileri birilerinden bir şeyler satın alıyor ama neden sattı, neden aldı bilmiyoruz.
Siyasi tarafı Türkiye’nin bu konudaki indexlerdeki sıralamalarına atıf yaparak geçersek, iş dünyasından örnekler durumu müşahhas hale getirebilir.
Çok yakın bir zamanda aynı ürün portföyüne sahip olduğumuz bir firmadan ayrılan satış yöneticisi bir arkadaş ile görüşürken kullandığı bir cümle “Hocam kimse ne aldığını bilmiyor ki, sen satış yöntemini biliyorsan ve birilerini tanıyor ve iyi bir ağa sahipsen satarsın”
Yine başka bir arkadaşla konuşurken Ortadoğu coğrafyası, Türkiye ve gelişmemiş ülkeleri konuşurken “Bu ticari işleri yöneten gelişmiş ülkeler kendi ülkelerinde uygulamadıkları,uygulayamadıkları,uygularlarsa ticari hayatlarının biteceği bütün etik ve ahlaki olmayan yöntemleri Ortadoğu coğrafyası, Türkiye ve gelişmemiş ülkelerde hem uyguluyor hem de yönetiyor” diye bir tespitte bulunduk.
Hatırlanırsa Siemens, Daimler (Mercedes Benz) ve Delta Pine şirketlerinin ABD ve Almanya’da milyonlarca dolar para cezası ödemek zorunda kaldıkları rüşvet skandallarının[1,2] rüşveti verdikleri ülkelerde bir yankısı veya cezası olmadı. Adamlar kendi ülkelerinde ceza aldılar ama esas işi yaptıkları yerlerde hayatlarına aynen devam ediyorlar.
Şeffaflığı sağlamak çok çok önemli. Belkide en önemlisi. Ben herhangi bir iş görüşmesinde hemen projedeki bütün ürünleri bir arada değerlendirseniz diye öneride bulunurum. Hepimiz bir araya gelsek, herkese aynı soruları sorsanız, herkesin anlattığını anında diğer rekabet ettiğimiz arkadaşlara da sorabilirsiniz derim. Bizim de birbirimize sorularımız olabilir siz de bu soru cevaplardan maksimum derecede istifade edebilirsiniz derim. Ama bu güne kadar bunu kabul eden çıkmadı. Hatta insanlar ürünleri neye göre değerlendirdiklerini bile açıklamaktan çekiniyorlar. Gelişmiş ülkelerde proje yapanlar onların notlama ve değerlendirme dokümanlarını paylaştıklarını hatırlasınlar. Gelişmiş ülkelerde tekliflerin sonucunda işi alsanız da almasanız da size hem teknik hem de toplam puanınız gelir. ŞEFFAFLIK
ABD’de Watergate Skandalı sonrası oluşan toplumsal kızgınlık ve kargaşa sonrası Kongre gizliliğe, devlet sırrına dayalı istismarları önlemeye yönelik “Gün Işığında Yönetim Yasası” (The Government in the Sunshine Act) çıkarmıştır.
Bu yasa üç temel unsuru vurgulamaktadır.
1. Karar alma süreçlerinin önceden belli olan usul ve esaslara göre yürütülmesi
2. İdare dışındakilerin yönetimin elinde bulunan ve gizliliği olmayan bilgi ve belgelere kolayca ulaşabilmesi, yani “bilgi edinme özgürlüğü”
3. Vatandaşın katılımını kolaylaştıracak şekilde idarenin “aleni”, yani açık olması.
Yine benzer şekilde şeffaflık ve açıklık AB’nin temel ilkelerindendir.
Şeffaflığın kaybolduğu toplumlarda ilk beliren davranışlardan biri de, üretimden kopuş ve herkesin satış tarafına kaymasıdır.
Bütün semavi dinlerde ve bütün öğretilerde benzer emirlerler olduğuna eminim. Ben Müslümanlara bir örnek vereyim:
Hazreti Peygamberin (SAV) karşılaştığı arkadaşları kötü düşünmesin diye eşinin yüzüne işaret edip “bakın eşim” demesi şeffaflıktır. Bu o kadar büyük bir şeffaflıktır ki, görmediklerine iman ettiren bir peygamberdir o.
Dünya’ya verilen mesajların arkasını gerçekten aklı ve vicdanı olan herkese hitap eder şekilde doldurmalıyız ki taş yerinde ağır olsun. Kendimizi dünyadan soyutlayamayacağımız gibi dünyayı okumayı ve anlamayı gereksiz ve önemsiz sayamayız.
Dünyada bizimle ilgili bir gelişme olur ve hoşumuza gitmez, beğenmez isek onlar bize düşman mealinde veya paralelinde savunma yapmak ne kadar dünya ile entegre olmak demek? Peki onlarsız bir şeyimiz var mı?
Araba
Cep telefonu
Arpa/Buğday
Et
Süt
Tuvalet Kağıdı
Herkes artık dünya vatandaşı veya olmaya çalışıyor. Çocuğunu okumaya oralara gönderenler, çocuğunu orada doğurup oranın vatandaşı olmak isteyenler, işini yaparken oraların bilgisayarı, görüşlerini paylaşırken oraların platformlarını kullananlar, sıkıştığında ve hatta ayakta kalmak için oralardan gelecek borca muhtaç olanlar, en iyi beyinlerini düşman olduklarını düşündükleri oralara kaptıranlar, hatta başları sıkıştığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi veya BM gibi oralara baş vuranlar, neden oralardan gelen yorum, karar veya resmi görüşleri hoşlarına gitmezse “ama onlar bize düşman” tezi ile çürütmek ister?
Hepimiz ulusal çıkarlarımızı korumak isteriz, ama bu korumanın uluslararası normlarda olması lazım.
Ulusal gündemimizdeki konuların uluslar arası gündemdeki karşılığı veya yansımasını eğer hoşumuza gitmiyorsa görmezden gelmek, inkar etmek veya yalanlamak ne kadar ulusal menfaatimizi savunmak olur. Savunma bütün dünyanın kabul edeceği tarzda olmalı. Biz dedik oldu, işinize gelirse veya benzeri savunmalar uzun vadede faydadan çok zarar verir.
Bizim iyiyi göstererek örnek olma misyonumuz Müslüman olmamız hasebiyle Hz. Ömer adaleti ışığında Türk olmamızdan dolayı da ceddimiz Selçuklu ve Osmanlı referansı ile olmalıdır. Batı veya ABD nin kötü yüzüne bakarak kötü yapmayı tercih etmememiz gerekir ve Batı ve ABD’nin iyi yüzüne mesajlarımızı ulaştırabilmemiz gerekir.
Batı tümden kötüdür, düşmandır. ABD tümden kötüdür,düşmandır ile dünya ile entegre olmak mümkün değildir.
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” M. Kemal Atatürk
Bu makale 25 Mart 2019 da https://medium.com/@eakbas/türkiye-ve-dünya-f82dadebfda2 de yayınlanmıştır.