Herkesin bildiği gibi toplumlar bireylerden oluşur. Birey bozulursa toplum bozulur, birey düzelmeden de toplum düzelmez. Herkes kapının önünü temizlemeli ki sokak, mahalle, ilçe, il, ülke temiz olsun.
Bozulan toplumlarda iki yüzlülük ortaya çıkar. Bireyler çok dürüst, adil, çalışkan, ahlaklı, temiz, zeki, bilgili, eğitimli, dindar olduklarını iddia ederler ama toplumda tam tersi unsurlar gözlenir.
Toplumlar bireylerden oluşur.
Bir öğretmen MEB den, çalıştığı okuldan veya diğer okullardan öğrenci avlarken,
Doktor sağlık bakanlığından hasta avlarken,
İş adamı hakkı olmayan işi almak için yapması gerekeni yaparken,
Memur işini bilirken,
İmam camiye gitmediği vakitlerde namaz kılmayı bırakmışken,
Herkes her devrin adamı iken,
Kıskançlık almış başını gitmişken,
Hiç kitap okumayan, dünyada ilk 500 e giren üniversitelerde okumayanlar her şeyi bilirken,
Adalet sistemi en kötü toplum oluşurken korkarak görmezden gelenler çoğunlukta iken,
Dünya ile rekabet etmek yerine dünyayı kötüleyenler bir toplumu oluşturuyorken.
Toplumların düzelmesi beklenemeyeceği gibi, bu tür toplumlar herkes bizim gibi olmak istiyor aslında diye diye batarlar.
burada anlattığım problemler artarak devam etmiş ve 2019 yılında dünyaya ürün satabilecek firmalar
ya Türkiye'yi terk ediyor ya da dünyada yer edinmiş Türkler Türkiye'de proje yapamıyorlar.
Türkiye kaynakları verimli kullanamadı [1].
Türkiye’de bölgesel yolcu uçağı üretimi yapılabilmesi amacıyla yapılan girişimler sonucu 2015 yılında; havacılık ve uzay teknolojilerine sahip ABD merkezli sahiplerinin Türk Eren ve Fatih Özmen çiftinin olduğu Sierra Nevada Corporation şirketi öne çıkmıştı. Türkiye’nin de motivasyonuyla SNC kendini ispatlamış ve çok sayıda ülkede uçuş sertifikası olan ve geçmişte ve o dönemde çok sayıda havayolu şirketi tarafından kullanılan Dornier 328 uçağının bütün haklarını satın almıştı.
SNC ve o dönemki Savunma Sanayii Müsteşarlığı (Savunma Sanayii Başkanlığı) bir protokol imzalayarak Türkiye’de üretim yapılacağını duyurmuş, uçağın adının da TR 328 olacağı bir jet bir de turboprop olmak üzere iki versiyonlu olarak D328’in geliştirilerek üretileceğini açıkladı. Bu uçakların ilk uçuş tarihi olarak da 2019 verildi. Aynı zamanda 70-90 yolcu sınıfında bir TRJ628 uçağının da geliştirilerek Türkiye’de üretileceği duyuruldu. Üretim için SNC, “TRJet” isimli bir şirket kurdu. D328’in hakları bu şirkette bulunuyor.
TRJ328 ve TRJ628’in çizim ve modelleri bu süreçte çeşitli etkinlik ve fuarlarda da SNC ve SSM tarafından sergilenmişti [2].
Ama bu proje iptal edildi ve SNC “MERKEL’İN DESTEĞİYLE ALMANYA’DA ÜRETİM” yapacak [2].
Türkiye’den pek çok şirket ABD, İngiltere, AB, Bosna Hersek, Estonya’ya kadar uzanan geniş bir yelpazede ülkelere gidiyorlar, en azından merkezini taşıyor veya şube açıyor [3].
Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyada başka hiçbir ülkenin sağlamadığı AR-GE destek ve teşviklerini veriyor ama dünyada başarılı olmak isteyen şirketlerin de, kişilerin de gözü dışarıda [3].
Türkiye'de kalanlar ise ahbap-çavuş ekonomisi içerisinde ehliyetine göre değil kimi tanıdığı, kimi gördüğüne göre ticaret yapmayı tercih ettiği için içerideki pazardan milyonlarca, hatta bazıları yüz milyonlarca dolar ciro elde etmiş olmalarına rağmen bu finansal avantajı dünyada rekabette avantaja çevirememekte ve Türkiye'ye sıkışıp kalmaktadır. Neden Türkiye'ye sıkışıp kaldı dedim?
Türkiye Dünya yolsuzluk endeksinde 41 puan alarak 78. oldu. 2012'de 49 puan, 2013'te 50 puan, 2014'de 45 puan , 2015'te 42 puan, 2016 da 41 puan ve 2017 de 40 puan almıştı [1].
‘2018 İslamilik Endeksi’: Yeni Zelanda birinci, Türkiye 95'inci sırada [2].
Hukukun Üstünlüğü Endeksi: Türkiye 126 ülke arasında 109'uncu sırada [3].
Küresel Barış Endeksi: Türkiye 3 sıra geriledi, 163 ülke arasında 152. sırada [4].
BM Kalkınma Programı’nın İnsani Gelişme Endeksi’nde Türkiye 64'üncü sırada yer aldı. Norveç’in ilk sırada yer aldı [5].
OECD’nin 11 ayrı kriter aracılığıyla 38 ülkede “iyi yaşam” seviyelerini ölçtüğü “Daha İyi Yaşam” endeksi geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Türkiye 38 ülke içinde 36. sırada[6].
Ekonomik Özgürlük Endeksi’nin 2019 raporuna göre, Türkiye 180 ülke arasında 68’inci oldu. [7].
İlk emri oku olan bir dinin mensupları, “ilim Çin’de de olsa alın” emrine muhatap insanların toplumunda dünyada ilk 500 e üniversite sokamıyoruz. PISA testinde durumumuz ortada[9].
Global dünya aslında bir köy. Hiç kimse, hiçbir ülke veya millet kendi başına ayakta kalamaz. Dünya söyleyecek sözümüz, gösterecek iyi yüzümüzün olması lazım. Aksi durumda hem yaratılma sebebimize aykırı hareket etmiş olur, hem de dünyaya fayda sağlamadan, sadece dünyadan alıp,tüketip giden, insanlık adına hiçbir faydası olmayan yaratılmışlar olarak dünyayı terk ederiz.
Aslında pek çok durumda dünyayı ikna etmek zorunda kalıyoruz [1]. Ama sanki bunu yapmıyormuşuz gibi adalet, insan hakları, hukuk, eğitim gibi konularda dünyayı dikkate almadığımız gibi bazılarımız “onlar düşman”,”onlar Gavur! bizi sevmez” gibi sloganlarla dikkate alanları da çeşitli yöntemlerle yıldırma peşinde.
Dünyayı en önce ikna etmemiz gereken konular ayrıca memleketimiz adına en önemli yapısal reformlardır. Nedir Bunlar? Neredeyse aklı başında ve tarafsız herkesin kabul ettiği konular.
Hukukun üstünlüğü
Adalet
İnsan hakları
Eğitim
Ekonomik gelişmişlik de bunların bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Dünyanın en iyi ekonomistlerinden biri olan Daron Acemoğlu ekonomik gelişmişlik için hukuk ve demokrasi diyor [2].
Türkiye olarak dünyadan kopamayız. Hiçbir ülke veya topluluk da dünya’dan kopmaz.
Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren makalesinde “ Bence hukuk gibi bazı alanların saygınlığının sadece kendi tabanlarımız değil, tüm vatandaşlar nezdinde korunması hayati bir mesele.” [3] dediğinin daha ötesinde bence
Hukukun üstünlüğü
Adalet
İnsan hakları
Eğitim
konularında saygınlığın bütün dünya nezdinde korunması hayati mesele.
Eğitim konusu yılların kanayan yarası ve durum aşağıda.
Bunlar olmayınca hiçbir şey olmuyor. Prof. Dr. Emre Alkın da yapılması gereken reformları aynı şekilde sıralıyor ve iş dünyasına şu soruları soruyor [4]:
Çok mu adaletten memnunsunuz?
Hak ve özgürlükler konusunda ülkemiz çok mu rahat?
Eğitim seviyesi ne durumda?
Bu durumdan çok mu memnunsunuz?
Tabi bu soruların muhatabı olan kesim dünyaya kendini ispat edecek projeler yapmakla ne kadar ilgileniyor? İş dünyasının iş yapış tarzı nedir?
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2018 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 78. sırada yer alan Türkiye “demokrasi geleneği bulunmayan ülkelerle” aynı kategoride değerlendirildi. [5,6]
Pek çok ekonomistin hemfikir olduğu ekonomi sonuçtur ilkesinden hareketle dünyaya hem fayda, hem de insan olarak kendimizi kabul ettirmeliyiz. Dünya gelişmişlik endeksinde 189 ülke arasında 64 üncü olarak [7] kime rol model, örnek olabiliriz?
Prof. Dr. Emre Alkın’ın iş dünyasına sorduğu bu soruları gazeteciler, akademik camia, medya, yazar-çizerlere de sorduğunu zannediyorum.
Hepimizin hemfikir olduğunu sandığım insan olmanın ihale, iş, maaş kaygısı veya daha fazla kazanma, makam mansıp sahibi olma gibi şeylere feda edilemeyeceği gerçeğidir. İyi insan gördüğü kötülüğe eliyle, olmazsa diliyle düzeltmeli [14].
Bu konuda dinimizin emirleri de kesindir. “Kötü bir durum görür. Orada Allah için bir söz söylemesi lâzımdır. Fakat o, bir şey demez. Allah ona kıyamet günü ‘Şöyle şöyle demene engel olan neydi?’ der. O kimse, ‘İnsanlardan korktum’ deyince, Cenâb-ı Hak buyurur: “Asıl Benden korkman gerekmez miydi?” [15].
Robert de Niro nin tepkisi hatırlayın[13]. Toplumlar beğenmedikleri şeylere tepki verebilmeli, her kötülüğü aş ile, iş ile yumuşatıp sineye çekip sukut etmemeli. Sukut ikrardan gelir [16].
Yazar, kişisel gelişim ve başarı uzmanı Mümin Sekman ın tespiti ile [8]
“Vasatlık Türkiye’nin talihsiz bir saplantısına dönüştü”
“Bazıları için ise mesele açlık değil, bambaşka bir şey. Dünyayı kazanmak için ruhunu satmak, tümüyle gönüllü, hemen hemen de ittifakla yapılan bir eylem” John Steinbeck
En büyük problem ise bunları konuşmanın bile toplumun bazı kesimlerinde değişik suç kategorilerine girmesi. Bu değişik zamanlarda dünyanın çeşitli yerlerinde görülen bir durum, buna toplumun destek vermesi ise az görüleni.
Kitlesel olarak ahlakı terk eden ve kötülüğe sessiz kalan toplumların dünyaya rol model olma şansı olmadığını herkes bilir.
George Orwell der ki “Rüşvetçi politikaları, düzenbazları, hırsızları ve hainleri seçen halk kurban değil, suç ortağıdır.”
Mahfi Eğilmez’in dediği gibi “ Kişiler kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz”
Türkiye dünyada lider olmak istiyorsa dünyayı adalet, hukuk, insanı hakları ve eğitim gibi temel konularda ikna etmek ve geçmek zorunda. BM, AIHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), ABD, İngiltere, Hollanda, Almanya gibi dünyaya bu konularda referans olan ülkelerin Türkiye ve Türkiye’de yaşananlar ile ilgili aldığı kararları Türkiye gündemine bile sokmayarak bu makası kapatamayız. Onları; işimiz düştüğünde ikna etmek, hoşumuza gitmeyen bir şey olduğunda “onlar düşman”,”onlar gavur! bizi sevmez”, “onlar bize düşman” , “onlar Hristiyan” gibi sloganlarla yok saymak ne kadar mantıklı?, ne kadar gerçekçi? ve ne kadar ikna edici?. Batının, ABD ve Avrupa’nın iki yüzü vardır. İyi yüzü ve kötü yüzü. Batı veya ABD nin kötü yüzüne bakarak kötü yapmayı tercih etmememiz gerekir, Batı ve ABD’nin iyi yüzüne mesajlarımızı ulaştırabilmemiz gerekir. Y.Zelanda örneğini unutmayalım.
Dünya’ya verilen mesajların arkasını gerçekten aklı ve vicdanı olan herkese hitap eder şekilde doldurmalıyız ki taş yerinde ağır olsun. Kendimizi dünyadan soyutlayamayacağımız gibi dünyayı okumayı ve anlamayı gereksiz ve önemsiz sayamayız.
Batı tümden kötüdür, düşmandır. ABD tümden kötüdür, düşmandır ile dünya ile entegre olmak mümkün değildir.
Aynı şekilde birçok batılı da batı toplumunun kötü tarafı ile yüzleşmekte ve sorgulamakta, eleştirmekte ve değiştirmek ve gün yüzüne çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır [9].
Mahfi Eğilmez’in dediği gibi “ Kişiler kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz”. Tarihimiz gerçek Müslüman alimlerin hukuka sıkı sıkı sarıldıkları anekdotlarla doludur.
Haçlılara karşı verdiği savaşlarla ünlü melik Baybars, aslında samimi bir müslümandı. Bu Kıpçak asıllı Türk sultanı, Moğolların Suriye’ye saldırdığı sıralarda halkın münbit topraklarını, bahçelerini hâzineye katmak istemiş, bunun için de Suriyeli âlimlerin fetvasına başvurmuştu. Bazı âlimler korktukları için,
bazıları dünyalık elde etmek için sultanın istediği fetvâyı vermişti. Baybars Nevevî’den de fetva istemiş, fakat bu uygulamanın haksızlık olduğuna inanan Nevevî fetvâ vermeye yanaşmamıştı.
Anlatıldığına göre Sultan’ın bu konudaki ısrarları üzerine Nevevî ona şunları söylemişti:
— İyi biliyorum ki, sen bir zamanlar Emîr Bunduktâr’ın kölesiydin. Hiçbir şeyin yokken Allah lütfedip seni melik yaptı. Duyduğuma göre sarayında, eğerlerinin kayışları altından mâmul bin kölen, çeşit çeşit zinet eşyalarına sahip iki yüz câriyen varmış. Bütün bunları onlardan alıp savaş hazırlığı için kullandığın hâlde devlet hâzinesi yetersiz kalırsa, halkın malına el koyman için o zaman sana fetvâ
veririm. Daha sonra Suriyelilere yüklenen savaş vergilerinin ağırlığından söz ederek bu vergilerin kaldırılmasını, müderrislerin maaşlarının azaltılmasını istedi.
Nevevî’nin bu pervâsız sözlerine ve istediği fetvâyı vermemesine çok kızan melik:
— Şehrimden çık git! dedi.
Nevevî:
— Baş üstüne! diyerek Dımaşk’ı terk etti ve Nevâ’ya gitti.
Nevevî huzurundan çıkınca sultan Baybars onun vazifesine son verilmesini ve maaşının kesilmesini emretti. Adamları ona Nevevî’nin bir vazifesi bulunmadığını, dolayısıyla maaş da almadığını, söylediler. Bunun üzerine Baybars:
— Öyleyse ne ile geçiniyor? diye sordu.
— Babasının gönderdikleriyle, dediler. [10,11,12]
Fatih Sultan Mehmet söylüyor.
ABD eski Başkanı Bill Clinton da, Müslüman toplulukların liderleriyle yaptığı bir Ramazan Bayramı kutlaması toplantısında, “Dünyada dört kişiden birisi Müslüman. Kur’ân’ın beni en etkileyen, ‘Ben sizi millet millet, kabile kabile yarattım, tâ ki, birbirinizle tanışasınız, yardımlaşasınız’ âyetidir. Birlik noktalarımız var” sözü de hayatî önem taşıyor. Dolayısı ile bizim gibi düşünmeyenleri islam bile olsa düşman kabul etmekle gidilecek yol yok. Bütün dünya ile entegre olmak ve onlara örnek olmak, maddi ve manevi umut olmak haricinde bir hedefimiz olmamalı.
Bu memlekette dürüst olmanın,doğruyu söyleyip,yanlışı dile getirmenin ağır bir bedeli var.İşte o bedel bizim başımızın tâcıdır. //Muhsin Yazıcıoğlu
Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz, ama acı gerçekler bir ilâç olabilir. Batı çöküntü içinde ya da dejenere olmuş değil. Kendi kendini kandıran komünizmin ‘çürümüş Batı’ propagandası, bunu acı bir şekilde ödedi. Batı çürümüş değil. Güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. Batı’da insan haklarının düzeyi yüksek ve fakirler ile sakatlara toplumsal yardım iyi örgütlenmiş durumda. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Onların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. İslâm en iyisi, ama biz en iyisi değiliz. Bunlar iki farklı şey ve her zaman onları karıştırıyoruz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’ân bize bunu emretmiyor mu; ‘Hayırlı işlerde yarışınız.’”// Aliya İZZETBEGOVİÇ
Hukukun üstünlüğü, adalet, demokrasi olmadan ekonomik gelişme de dahil hiçbir şey olmaz :
Ekonomi için eğitim ve hukuk neden önemli? Hakan Özyıldız [1].
Geçmiş deneyimlerimiz gösteriyor ki hukukun üstünlüğü olmadan vergileri düzelterek, bütçe açığını düşürerek gideceğimiz yol en fazla on yıl sürüyor. Sonra ekonomi yine krize giriyor. Mahfi Eğilmez [2].
Kapayıcı kurumlar ve demokrasi olmadan kaliteli büyüme olmaz. Prof. Dr. Daron Acemoğlu [3].
Hiç kimsenin hukuk lazım değil diyeceğini sanmıyorum. Hal böyle iken dünya hukuk endeksinde 129 ülke arasında 109. sıradayız [4].
Biz bu ahlaki daha doğrusu insanların subjektif alanına bırakılan işleri sıfıra indirmediğimiz sürece, bu ülkede rahat edemeyeceğiz. //Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç [5]
Hukukun üstünlüğü ilkesi çok önemlidir.Ama ne yazık ki bu ülkede hiç kimse “Hukukun Üstünlüğü” ne demektir, anlamı nedir, bilmiyor..//Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk [6]
Mış gibi, miş gibi yapan topluluklar veya 5 maynum [7] hikayesine uyan toplulukların ilerleyemediğini de biliriz ama artık haktan, hukuktan, adaletten, kuvvetler ayrılığından bahsetmiyoruz, dahası bu kavramları dillendirenlere vebalı muamelesi uyguluyoruz [8]. Herkes her şeyi en iyi biliyor ama ortada ele avuca gelir sonuç yok. Olan bazı sonuçlara da dev aynasından bakmayı seçiyoruz.
Hukuk, adalet, demokrasi ve özgürlükleri sadece kendisine sıra gelince isteyen toplumların durumuna tarihten ve günümüzden pek çok örnek bulmam mümkündür.
Alman ilahiyatçı Emil Gustav Friedrich Martin Niemöller, önceleri inanmış bir nasyonal sosyalist idi. Daha sonra, Hitler karşıtı bir direnişçi oldu. 1938–45 yılları arasında toplama kamplarında kaldı.
Der ki: “Önce komünistleri götürdüler, sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sonra sosyalistleri götürdüler, sesimi çıkarmadım; çünkü sosyalist değildim. Sonra sendikacıları götürdüler, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudiler’i götürdüler, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni götürmeye geldiler… Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” [9].
“Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde îman etmiş olmaz.” [10]
Otoriter toplumlarda korkudan susanların susmak için hep nedenleri olur, işlerini kaybetmemeleri gerekir, ticaret yapmaya devam etmeleri gerekir, ihale almaya devam etmeleri gerekir, proje almaya devam etmeleri gerekir, değişik ihtiyaçlarını gidermeleri gerekir veya objektif ve adaletli olmanın zararlardan kendini ve sevdiklerini korumaları gerekir. Ahlakın bireysel mecburiyetler tarafından askıya alındığı böylesi anlardan birini Yahya Kemal şöyle anlatır: İstanbul’un işgal günlerinde divan-ı harp mahkemeleri önüne geleni asıyordu:
“Şimdi sormanın zamanı değil mi. Bu açık cinayetler karşısında alimler, milliyetçiler niye sustular!” Konuşmak kolay değildi de ondan. O günleri “Dikkat ettim, maznunların (sanıkların,zanlıların) ön safında fikir ve kalem sahipleri görünüyordu. Felaketin asıl mesulleri (sorumluları) diye onlar gösteriliyordu.” diyerek anlatan Yahya Kemal, sözüne şöyle devam ediyor: “O günlerde vatanperver bir zata yolda tesadüf ettim. Beni tuttu, karşısına aldı. Çatık kaşlarla, kıvılcımlı gözlerle baktı. Dedi ki: “Gözünün önünde bu kadar insan astılar, niye sustun?” dedim ki: “Gözümün önünde astılar da işte onun için sustum.” (Eğil Dağlar, s. 246). Çünkü asıl o zaman insanın diz bağları gevşiyor, sesi kısılıyor, bir insanı sehpâda kukla gibi sarkar görünce insan, doğrusu isyan edemiyor. Zâten onların maksatları bir yahut beş insan asmak değil, onları asmakla milyonlarca insanı susturmak değil mi? Hazret-i Âdem’den beri asılanlar karşısında bağırmak cür’etini insanlar kaç defa göstermiş? [11]
‘Vicdan istirahati’ ifadesi Yahya Kemal’e aittir.
Hz. Muhammed , hayatını her şeyden önce sosyal adalet, eğitim, diğerlerine iyi davranılması, sosyal huzur, serbest teşebbüs, hukukun üstünlüğü, ana babaya, yaşlılara hizmet, insana değer verilmesi, diğerlerinin işlerinin kolaylaştırılması gibi ilkelerin yayılmasına adamıştı.
“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim [12]. Onun sözü.
“Her müslümanın öteki müslümana kanı, ırzı (namusu) ve malı haramdır!” [13]. Onun emri.
Bu peygambere inandığını iddia eden bir toplumun en huzurlu ülkeler sıralamasında 163 ülke arasında 145. sırasında olması nasıl açıklanır?. [14]
2010 yılında George Washington Üniversitesi’nden Scheherazade S. Rehman ve Hossein Askari’nin uluslararası bir akademik dergide (Global Economy Journal) yayımlanan “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” adlı makalede ilk sırada Yeni Zelanda, 8. Sırada İngiltere, 13. Sırada İsviçre, 17. sırada Almanya, 25. Sırada ABD yer alıyor sıralamada. Sıralamadaki en yukarıda yer alan İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülke 38. sıradaki Malezya olmuş. Türkiye “ekonomik alanda İslamilik” sıralamasında 103. sırada yer almış. [15]
Korku ikliminde insan olmak zordur.
Gözümüzün önünde pervasızca işlenen ve bizim müdahale edemediğimiz her suç, bizim insanlığımızı eksiltir. Utanılacak yerde utanmayanın suçu, kınaması gerektiği halde kınamayanı da ortak alır. Kötünün kudreti, iyinin sessizliğindendir.
Kemal Sayar
Kötülüklere ama, fakat, lakin eğip bükmeleri ile ortak olan veya susan toplumların sonu da gözümüzün önünde. “Ama” ile diğer insanın canına kıyanı, “fakat” ile diğer Müslümanın malına göz dikeni, “lakin” ile diğer canlıya zulüm edeni varın siz düşünün.İnandığını iddia ettiği din veya inanç sisteminin temel prensiplerini ama, lakin, fakat ile eğip büken toplumların halini varın siz düşünün. Yaptıkları aslında günah olan, Allah katında gerçekte günah hanesine yazılan eylem ve düşüncelerine ama, fakat, lakinlerle kılıf uydurup, eğip büküp sevap hanesine taşıdığını zanneden, kötülük ve ahlaksızlığı inanç sistemi veya din yerine koyan, adalet, hukuk ve demokrasiden kopan toplumları varın siz düşünün.