Bu Blogda Ara

Vicdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vicdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2019 Salı

Dünyayı İkna Etmeliyiz

Global dünya aslında bir köy. Hiç kimse, hiçbir ülke veya millet kendi başına ayakta kalamaz. Dünya söyleyecek sözümüz, gösterecek iyi yüzümüzün olması lazım. Aksi durumda hem yaratılma sebebimize aykırı hareket etmiş olur, hem de dünyaya fayda sağlamadan, sadece dünyadan alıp,tüketip giden, insanlık adına hiçbir faydası olmayan yaratılmışlar olarak dünyayı terk ederiz.


Aslında pek çok durumda dünyayı ikna etmek zorunda kalıyoruz [1]. Ama sanki bunu yapmıyormuşuz gibi adalet, insan hakları, hukuk, eğitim gibi konularda dünyayı dikkate almadığımız gibi bazılarımız “onlar düşman”,”onlar Gavur! bizi sevmez” gibi sloganlarla dikkate alanları da çeşitli yöntemlerle yıldırma peşinde.


Dünyayı en önce ikna etmemiz gereken konular ayrıca memleketimiz adına en önemli yapısal reformlardır. Nedir Bunlar? Neredeyse aklı başında ve tarafsız herkesin kabul ettiği konular.
  1. Hukukun üstünlüğü
  2. Adalet
  3. İnsan hakları
  4. Eğitim
Ekonomik gelişmişlik de bunların bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Dünyanın en iyi ekonomistlerinden biri olan Daron Acemoğlu ekonomik gelişmişlik için hukuk ve demokrasi diyor [2].
Türkiye olarak dünyadan kopamayız. Hiçbir ülke veya topluluk da dünya’dan kopmaz.
Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren makalesinde “ Bence hukuk gibi bazı alanların saygınlığının sadece kendi tabanlarımız değil, tüm vatandaşlar nezdinde korunması hayati bir mesele.” [3] dediğinin daha ötesinde bence
  1. Hukukun üstünlüğü
  2. Adalet
  3. İnsan hakları
  4. Eğitim
konularında saygınlığın bütün dünya nezdinde korunması hayati mesele.
Eğitim konusu yılların kanayan yarası ve durum aşağıda.


Bunlar olmayınca hiçbir şey olmuyor. Prof. Dr. Emre Alkın da yapılması gereken reformları aynı şekilde sıralıyor ve iş dünyasına şu soruları soruyor [4]:
  1. Çok mu adaletten memnunsunuz?
  2. Hak ve özgürlükler konusunda ülkemiz çok mu rahat?
  3. Eğitim seviyesi ne durumda?
  4. Bu durumdan çok mu memnunsunuz?
Tabi bu soruların muhatabı olan kesim dünyaya kendini ispat edecek projeler yapmakla ne kadar ilgileniyor? İş dünyasının iş yapış tarzı nedir?
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2018 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 78. sırada yer alan Türkiye “demokrasi geleneği bulunmayan ülkelerle” aynı kategoride değerlendirildi. [5,6]
Pek çok ekonomistin hemfikir olduğu ekonomi sonuçtur ilkesinden hareketle dünyaya hem fayda, hem de insan olarak kendimizi kabul ettirmeliyiz. Dünya gelişmişlik endeksinde 189 ülke arasında 64 üncü olarak [7] kime rol model, örnek olabiliriz?
Prof. Dr. Emre Alkın’ın iş dünyasına sorduğu bu soruları gazeteciler, akademik camia, medya, yazar-çizerlere de sorduğunu zannediyorum.
Hepimizin hemfikir olduğunu sandığım insan olmanın ihale, iş, maaş kaygısı veya daha fazla kazanma, makam mansıp sahibi olma gibi şeylere feda edilemeyeceği gerçeğidir. İyi insan gördüğü kötülüğe eliyle, olmazsa diliyle düzeltmeli [14].
Bu konuda dinimizin emirleri de kesindir. “Kötü bir durum görür. Orada Allah için bir söz söylemesi lâzımdır. Fakat o, bir şey demez. Allah ona kıyamet günü ‘Şöyle şöyle demene engel olan neydi?’ der. O kimse, ‘İnsanlardan korktum’ deyince, Cenâb-ı Hak buyurur: “Asıl Benden korkman gerekmez miydi?” [15].
Robert de Niro nin tepkisi hatırlayın[13]. Toplumlar beğenmedikleri şeylere tepki verebilmeli, her kötülüğü aş ile, iş ile yumuşatıp sineye çekip sukut etmemeli. Sukut ikrardan gelir [16].
Yazar, kişisel gelişim ve başarı uzmanı Mümin Sekman ın tespiti ile [8]

“Vasatlık Türkiye’nin talihsiz bir saplantısına dönüştü”

“Bazıları için ise mesele açlık değil, bambaşka bir şey. Dünyayı kazanmak için ruhunu satmak, tümüyle gönüllü, hemen hemen de ittifakla yapılan bir eylem” John Steinbeck
En büyük problem ise bunları konuşmanın bile toplumun bazı kesimlerinde değişik suç kategorilerine girmesi. Bu değişik zamanlarda dünyanın çeşitli yerlerinde görülen bir durum, buna toplumun destek vermesi ise az görüleni.


Kitlesel olarak ahlakı terk eden ve kötülüğe sessiz kalan toplumların dünyaya rol model olma şansı olmadığını herkes bilir.
George Orwell der ki “Rüşvetçi politikaları, düzenbazları, hırsızları ve hainleri seçen halk kurban değil, suç ortağıdır.”
Mahfi Eğilmez’in dediği gibi “ Kişiler kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz”


Türkiye dünyada lider olmak istiyorsa dünyayı adalet, hukuk, insanı hakları ve eğitim gibi temel konularda ikna etmek ve geçmek zorunda. BM, AIHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), ABD, İngiltere, Hollanda, Almanya gibi dünyaya bu konularda referans olan ülkelerin Türkiye ve Türkiye’de yaşananlar ile ilgili aldığı kararları Türkiye gündemine bile sokmayarak bu makası kapatamayız. Onları; işimiz düştüğünde ikna etmek, hoşumuza gitmeyen bir şey olduğunda “onlar düşman”,”onlar gavur! bizi sevmez”, “onlar bize düşman” , “onlar Hristiyan” gibi sloganlarla yok saymak ne kadar mantıklı?, ne kadar gerçekçi? ve ne kadar ikna edici?. Batının, ABD ve Avrupa’nın iki yüzü vardır. İyi yüzü ve kötü yüzü. Batı veya ABD nin kötü yüzüne bakarak kötü yapmayı tercih etmememiz gerekir, Batı ve ABD’nin iyi yüzüne mesajlarımızı ulaştırabilmemiz gerekir. Y.Zelanda örneğini unutmayalım.


Dünya’ya verilen mesajların arkasını gerçekten aklı ve vicdanı olan herkese hitap eder şekilde doldurmalıyız ki taş yerinde ağır olsun. Kendimizi dünyadan soyutlayamayacağımız gibi dünyayı okumayı ve anlamayı gereksiz ve önemsiz sayamayız.
Batı tümden kötüdür, düşmandır. ABD tümden kötüdür, düşmandır ile dünya ile entegre olmak mümkün değildir.
Aynı şekilde birçok batılı da batı toplumunun kötü tarafı ile yüzleşmekte ve sorgulamakta, eleştirmekte ve değiştirmek ve gün yüzüne çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır [9].
Mahfi Eğilmez’in dediği gibi “ Kişiler kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz”. Tarihimiz gerçek Müslüman alimlerin hukuka sıkı sıkı sarıldıkları anekdotlarla doludur.
Haçlılara karşı verdiği savaşlarla ünlü melik Baybars, aslında samimi bir müslümandı. Bu Kıpçak asıllı Türk sultanı, Moğolların Suriye’ye saldırdığı sıralarda halkın münbit topraklarını, bahçelerini hâzineye katmak istemiş, bunun için de Suriyeli âlimlerin fetvasına başvurmuştu. Bazı âlimler korktukları için, 
bazıları dünyalık elde etmek için sultanın istediği fetvâyı vermişti. Baybars Nevevî’den de fetva istemiş, fakat bu uygulamanın haksızlık olduğuna inanan Nevevî fetvâ vermeye yanaşmamıştı. 

Anlatıldığına göre Sultan’ın bu konudaki ısrarları üzerine Nevevî ona şunları söylemişti: 

— İyi biliyorum ki, sen bir zamanlar Emîr Bunduktâr’ın kölesiydin. Hiçbir şeyin yokken Allah lütfedip seni melik yaptı. Duyduğuma göre sarayında, eğerlerinin kayışları altından mâmul bin kölen, çeşit çeşit zinet eşyalarına sahip iki yüz câriyen varmış. Bütün bunları onlardan alıp savaş hazırlığı için kullandığın hâlde devlet hâzinesi yetersiz kalırsa, halkın malına el koyman için o zaman sana fetvâ 
veririm. Daha sonra Suriyelilere yüklenen savaş vergilerinin ağırlığından söz ederek bu vergilerin kaldırılmasını, müderrislerin maaşlarının azaltılmasını istedi. 

Nevevî’nin bu pervâsız sözlerine ve istediği fetvâyı vermemesine çok kızan melik: 

— Şehrimden çık git! dedi. 
Nevevî: 

— Baş üstüne! diyerek Dımaşk’ı terk etti ve Nevâ’ya gitti. 

Nevevî huzurundan çıkınca sultan Baybars onun vazifesine son verilmesini ve maaşının kesilmesini emretti. Adamları ona Nevevî’nin bir vazifesi bulunmadığını, dolayısıyla maaş da almadığını, söylediler. Bunun üzerine Baybars: 

— Öyleyse ne ile geçiniyor? diye sordu. 

— Babasının gönderdikleriyle, dediler. [10,11,12]
Fatih Sultan Mehmet söylüyor.


ABD eski Başkanı Bill Clinton da, Müslüman toplulukların liderleriyle yaptığı bir Ramazan Bayramı kutlaması toplantısında, “Dünyada dört kişiden birisi Müslüman. Kur’ân’ın beni en etkileyen, ‘Ben sizi millet millet, kabile kabile yarattım, tâ ki, birbirinizle tanışasınız, yardımlaşasınız’ âyetidir. Birlik noktalarımız var” sözü de hayatî önem taşıyor. Dolayısı ile bizim gibi düşünmeyenleri islam bile olsa düşman kabul etmekle gidilecek yol yok. Bütün dünya ile entegre olmak ve onlara örnek olmak, maddi ve manevi umut olmak haricinde bir hedefimiz olmamalı.
Bu memlekette dürüst olmanın,doğruyu söyleyip,yanlışı dile getirmenin ağır bir bedeli var.İşte o bedel bizim başımızın tâcıdır. //Muhsin Yazıcıoğlu
Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz, ama acı gerçekler bir ilâç olabilir. Batı çöküntü içinde ya da dejenere olmuş değil. Kendi kendini kandıran komünizmin ‘çürümüş Batı’ propagandası, bunu acı bir şekilde ödedi. Batı çürümüş değil. Güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. Batı’da insan haklarının düzeyi yüksek ve fakirler ile sakatlara toplumsal yardım iyi örgütlenmiş durumda. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Onların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. İslâm en iyisi, ama biz en iyisi değiliz. Bunlar iki farklı şey ve her zaman onları karıştırıyoruz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’ân bize bunu emretmiyor mu; ‘Hayırlı işlerde yarışınız.’”// Aliya İZZETBEGOVİÇ
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” M. Kemal Atatürk
Referanslar
  1. http://www.yenimesaj.com.tr/washingtonda-ikna-turlari-H1315857.htm
  2. https://www.karar.com/ekonomi-haberleri/mit-iktisat-profesoru-kamer-daron-acemoglu-reform-olmazsa-kriz-derinlesir-1159332#
  3. https://www.karar.com/yazarlar/ahmet-tasgetiren/sayginliklarin-korunmasi-9821
  4. https://www.youtube.com/watch?v=jHpreOGnw24
  5. https://tr.euronews.com/2019/01/29/uluslararasi-yolsuzluk-algisi-raporunda-macaristan-ve-turkiye-vurgusu
  6. https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiye-yolsuzluk-alg%C4%B1-endeksinde-78-s%C4%B1rada/a-47272790
  7. https://www.dw.com/tr/insani-geli%C5%9Fmi%C5%9Fli%C4%9Fin-en-y%C3%BCksek-oldu%C4%9Fu-%C3%BClke-norve%C3%A7/a-45495214
  8. https://tr.euronews.com/2019/04/07/turkiye-isveren-uygun-aday-bulamiyor-kisisel-gelisim-mumin-sekman-ekonomi-istihdam-basari
  9. https://dms.licdn.com/playback/C4D05AQE1gSUdChhZ3Q/84fccd4076f74004a72aaaec67290d57/feedshare-mp4_3300-captions-thumbnails/1507940147251-drlcss?e=1555362000&v=beta&t=AIhe8AALoxmjP5_KatQ1vbS6XxbLy8fIM5VuHIHGE0Y
  10. https://books.google.nl/books?id=kCtZDwAAQBAJ&pg=PT40&lpg=PT40&dq=Bunduktâr&source=bl&ots=elgZm-Gkm8&sig=ACfU3U30nE-fjX-eiuDZI7xxyzj1r-LTHw&hl=en&sa=X&ved=2ahUKEwjGzKXNwdDhAhUSEBQKHTDJAS4Q6AEwCHoECAgQAQ#v=onepage&q=Bundukt%C3%A2r&f=false
  11. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/543065
  12. https://archive.org/stream/Riyazs_salihin_1_8_bookmarkli/RiyazusSalihin1.cild_djvu.txt
  13. https://www.youtube.com/watch?v=1zNr8Pf1QkY
  14. Tirmizi, Fiten, 11; İbnu Mace, Fiten, 20; Ebu Davud, Salat, 242.
  15. İbnu Mace, Fiten, 20.
  16. https://medium.com/%40eakbas/s%C3%BCkut-i%CC%87krardan-gelir-89d540a0bfbe
  17. http://www.oecd.org/newsroom/oecd-turkiye-yabanc-kamu-gorevlilerine-rusvet-konusundaki-uygulama-cercevesini-acilen-guclendirmeli-ve-kurumsal-sorumluluk-mevzuatnda-reforma-gitmeli.htm
  18. https://medium.com/%40albemount/naylon-t%C3%BCrkler-taklit-m%C3%BCsl%C3%BCmanlar-masumlar%C4%B1-kim-koruyacak-36b7dda16422

Bu makale 17 Mayıs 2019 da https://medium.com/@eakbas/dünyayı-i̇kna-etmeliyiz-888553ef6604 da yayınlanmıştır.

Bu Gidişat Nereye?

Ciğerimi en çok yakan konulardan biri ile başlayayım. Beyin göçü.Türkiye beyin göçü ile şimdi başlasa önümüzdeki 20–30 yıl geri döndüremeyeceği bir değeri kaybediyor. Hem de tam tersine beyin göçü için devlet kesenin ağzını açmış iken.
Halk olarak da günlük bile denemeyecek şeylere konsantre olmaktan bu gerçeği göremiyoruz ya da görebilecek olanlar zaten gitti.
Türkiye’den göç yüzde 42,5 arttı [1,2] ve artarak devam ediyor. Bunun ekonomik karşılığı ülkemizin ihracatından çok daha fazla. Sosyolojik ve prestij karşılığını varın siz ölçün.
Diğer bir konu da Erkin Şahinöz’ün makalesinde[3] belirttiği gibi Eldeki verilere bakınca; “betona yaslanmış”, “nitelik” değil “nicelik” üzerine yerleştirilmeye çalışılmış, “hukuk” ile “adalet” arasındaki bağı kopuk,temel özgürlüklere çoktan mühür vurulmuş bir paradigmanın iflas ettiğini görüyor insan. Tam da Ralph Keyes’in dediği gibi yalanların hesabı görülüyor, bedelini hakikat ödüyor. Söyledikleriniz ya da söyle(ye)medikleriniz bir süre sonra kimliğiniz olur. Bunun gözlemlendiği ve nabza göre şerbet verenler ile “gerçeği” söyleyebilmek için “doğru” zamanı kollayanların aydın olarak ortada olduğu toplumların gidişatı nereyedir acaba?
Vitrinde yer bulabilenlerin “ölülerin mezarda ne yaptığını” konuştuğu, yanlış olanı eleştirmemek, doğru olanı öne çıkarmamak şeklinde devam eden bir toplumsal ahlak toplumları nereye götürür?
Gidişat ile ilgili zaman zaman toplumun çeşitli kesimlerinden de uyarılar gelmekte. TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik’in geçtiğimiz günlerdeki “İnsan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur” şeklindeki beyanı bunun kanıtı.[4]
Bu uyarıların devamı olarak usulünce ve dikkatli konuşan ekonomistlerden biri olan Mahfi Eğilmez yeni yılın ilk gününde 2019 ile tahminler paylaştı [5]. Rakamlar gidişatın iyi olmadığını söylüyor. Atilla Yeşilada seçim sonrası IMF ye muhtaç kalacağımızı [6] söylüyor. Bahçeşehir üniversitesinden Prof. Seyfettin Gürsel “Türkiye ekonomisi bilinmeyen denizlere dümen kırdı” [7] diyor. Erkin Şahinöz “Sel ile gelen, yel ile gider.” [8] diyor. Dünyanın en iyi 10 ekonomistinden biri olarak gösterilen ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Daron Acemoğlu da “negatif gidiş durdurulamaz” [9] ve “demokrasi olmazsa olmaz” [10] diyorken Türkiye demokrasi endeksinde geriliyor.
Benzer şekilde
Hukukun üstünlüğü endeksinde 113 te 101.
İnsani gelişmişlik endeksinde 189 ülke arasında 64.
İnsan sermayesi endeksinde 157 ülke arasında 53.
Yolsuzluk endeksinde 180 ülke arasında 81.
Makalelere atıf sayısında ise 239 ülke arasında 167.
BM, Türk ekonomisini dünyanın birinci sırada en kırılgan ekonomisi olarak ilan ediyor.
Küresel İş İdaresi Konseyine göre, Türkiye 2005 yılında dünyada yatırım yapılabilir 25 ülke içinde 13 sırada iken, son yıllarda bu 25 ülke içine giremedi.
Bütçe şeffaflığı sıralamasında , 102 ülke içinde 58 sıradayız. Yani Ortanın altındayız.
2018 yılı küresel rekabetçilik endeksinde 140 ülke arasında 61.
Küresel İnovasyon Endeksinde 126 ülke arasında 50.
PISA testinde 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapılan testin sonuçlarında Türkiye okuduğunu anlamada 50. sırada yer alırken matematikte 49, fende ise 52. olmuştu.
Türkiye, teknolojik gelişmişlik açısından 82 ülke baz alınarak yapılan araştırmada, 49’uncu olurken, inovasyon, Ar-Ge ve patent gibi konularda listeye giremediği görüldü. [12]
Peki bunlar olurken insanlar neden saatlik veya günlük gündemler dışındaki konulara ilgi göstermiyor. Bunun cevabını da Bülent Eczacıbaşı vermiş. “Sivil toplumun şu anda sessiz olmasının nedeni siyasî ortam. Bu ortamın değişmesini bekleyerek de pek bir şey olmayacak. Bu tür ortamlarda sivil toplumun etkili olabilmesi için daha net bir tavır koyup risk almaya değecek değerler aramak lâzım” [13]
Sanırım bunun bir sebebi de insanların din ile ahlak ilkelerini birbirlerinden ayırmış olmaları. Toplumumuz Hz. Ömer’in özel işini yaparken kendi mumunu yakması, “beytülmale el uzatılmaması”, Fatih’in yoksul bir kadın tarafından kadıya şikâyet edilip yargılattırılması gibi muhteşem bir ahlak ortamını yaşamak ve yaşatmak değil sadece anlatmak ve hikaye etmek istiyor. Bunları yaşamak istemiyor. Bunlarla böbürlenmek ama işine de bildiği veya nefsine hoş geldiği şekilde devam etmek istiyor. Dini de yaşayanlar sadece ritüel seviyesinde veya taklit seviyesinde yaşamakla yetiniyor.
İyiliği emir ve kötülükten nehiy vazifesi, müslümanlar üzerine bir farzdır.Ayrıca “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten. 1I- Nesaî iman 17 İbn Mâce, Fiten, 20). hadisi şerifi de bir kötülük görülürse ne yapılması gerektiğini söylüyor.
Herhangi bir yerdeki bir yanlışlığı görmezden gelmek ile hele bizden ise görmemek dine tamamen ters.
Son söz olarak da unutmayalım “Adalet Mülkün Temelidir” ve biz Hukukun üstünlüğü endeksinde 113 ülke arasında 101. yani sondan 12. sıradayız.
Refereanslar:
13-İşim Gücüm Budur Benim: İş İnsanının Yeni Sorumlulukları


Bu makale 2 Ocak 2019 da  https://medium.com/@eakbas/bu-gidişat-nereye-7b4df56b7095 de yayınlanmıştır.

4 Ağustos 2019 Pazar

Adalet, Ahlak ve Bilim Olmadan Hiç Bir Şey Olmaz

Dünyaya maddi ve manevi önder, yol gösterici olmak ve en önde olmak istiyorsak adalet, ahlak ve bilim konusunda en önde olmalıyız. Hz. Ömer'in dediği gibi "Adalet mülkün  temelidir."

Atatürk: “Adaletin olmadığı bir ülkede hiçbir şey yoktur!..”

Adaleti tesis edemeden devamını getirmemiz mümkün değil. Adaletin tesisi için ise toplumun
bunu istiyor ve içselleştirmiş olması gerekir. Bunun için insan olmak gerekir.

Alvarlı Muhammed Lütfi Efe: “Allah bizi insan ede…”

Ne kadar insan olabildiğimizi sürekli izleyebilmemiz için güzel bir kıstas var: Uğradığımız, yahut haberdar olduğumuz zülme karşı nasıl bir “ilk” duruş sergiliyoruz? Zulme karşı nasıl bir refleksler dizisine sahibiz? Ne kadar insanca, ne kadar beşerce tepki üretiyoruz? Zulme karşı duruşumuz, ne kadar “İnsan” olduğumuzun en açık göstergelerinden birisidir. //Prof. Dr. Sinan Canan

Yani gördüğümüz zulümleri amalarla görmezden geliyor veya haklı mı kılıyoruz?

İslam inancına sahip bir insanın adaletten, ahlaktan ayrılması, hele hele zulme karışması, hoş görmesi veya görmezden gelmesinin  önündeki en büyük engel, bizzat inandığı dinin kitabı olan Kuran-ı Kerim’deki açık emirlerdir. Kuran-ı Kerim bizlere her zaman adaletli olmayı, işi ehline vermeyi ve diğer insanlara “örnek” olmayı öğütler; hatta doğrudan emreder. Eğer bir Müslüman, bu emirlere aykırı hareket ettiği halde, bunu “inandığı dini korumak adına” yaptığını düşünüyorsa, burada ciddi bir kendini kandırma oyunu olduğu gayet açıktır.

Maide Sûresi’nin 8. Âyetinde Cenâb-ı Allah (cc) şöyle buyuruyor: ”Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

Ülkemizin hukukun üstünlüğü endeksinde 126 ülke arasında 109'uncu sırada olmasının [1] çok az bir kesim haricinde kimsenin ana gündem maddesi olmadığı, halkın yargıya olan güveninin yüzde 38 olmasının [2] adalet ile ilgili hiçbir çağrışım yapmaması, mahkemelerimizin bazı kararlarının ABD den Japonya'ya, G. Kore'den G. Afrika'ya, Bosna Hersek'den, Finlandiya ya kadar itibar görmüyor olması adaletle ilgili durum tespiti için yeterlidir sanıyorum.

Biz de eşine istakozu kamu parası ile ısmarlayanları ahlak olarak negatif değerlendirebilecek - ki bu inandığımızı söylediğimiz dinin gereğidir -  ve efendimizin "Sen annenin evinde otursaydın bu sana verilir miydi?" tartısına göre olayları değerlendirebilecek ahlaki yapıya sahip bir toplumu inşa etmeliyiz.

Vicdan hassastır, haksız ve hukuksuzluğa asla tahammül gösteremez. Kolay kolay susmaz, susturulamaz. Cemil Meriç’in dediği gibi ancak “menfaat konuşunca vicdan susar.”

 “İnsanlar tuhaftır! Fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa, mutlaka en evvel, vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar” der, H. Ziya Uşaklıgil ve vicdanlar susturulduğunda, dilsiz şeytan haline gelir insanoğlu.

Ahlak inandığımızı iddia ettiğimiz dinimizin de temelidir.

Müslüman bir ülkenin dünya yolsuzluk endeksinde 180 ülke arasında 81. sırada olması nasıl açıklanabilir? 


İslamilik Endeksi sıralamasında ilk 40'ta Müslüman ülke yok. Endeksin temel çalışma yöntemi, ülkeleri insan hakları, siyasi haklar, hukuksal ve idari konular, uluslararası ilişkiler gibi başlıklar altında Kur’an’ın önerdiği ahlaki ölçülere göre değerlendirmek. Halbuki, Müslümanlar için bugün islami olmayı tanımlayan esas unsurlar ritüellerdir yani tapınmadır. Yani en basitinden  eğer namaz kılıyorsa torpil yapmanın bir karşılığı yoktur. 

İlk emri oku olan bir dine inandığını iddia eden toplumumuz, Hz. Muhammedin  "İlim Çin' de de olsa alınız" emrine rağmen Küresel İnovasyon Endeksinde 2018 yılında 126 ülke arasında 50. sırada yer buluyor. Yine Makalelere atıf sayısında ise 239 ülke arasında 167. sıradayız.

Türkiye, teknolojik gelişmişlik açısından 82 ülke baz alınarak yapılan araştırmada, 49’uncu olurken, inovasyon, Ar-Ge ve patent gibi konularda listeye giremediği görüldü. [3]

PISA testinde 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapılan testin sonuçlarında Türkiye okuduğunu anlamada 50. sırada yer alırken matematikte 49, fende ise 52. olmuştu.

Yani yine oku ve ilmi Çin'de olsa da alın emrini görmezden gelip ritüellere dalmışız.
İnancımızı gerçekleyemiyor ve hayata yansıtamıyoruz. İnandık, iman ettik iddiamızı ispat edemiyor ve ritüellerin arkasına saklanıyoruz. 



Referanslar
1-https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47415566
2-https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-oktay-halkin-yargiya-olan-guveni-yuzde-38-242719h.htm
3-http://ertugrulakbas.blogspot.com/2018/12/kendi-ayagmza-sktk.html


4 Ağustos 2019 da https://medium.com/@eakbas/adalet-ahlak-ve-bilim-olmadan-hiç-bir-şey-olmaz-e3ea084b49c2 de yayınlanmıştır.